Nasipse Adayız romanını okumuştum Ercan Kesal ın.
Çok bir edebi oyun ya da edebi bir dahiliği yoktu kitabın.
Ancak oyunculuktan geldiğini tahmin ettiğim bir okuma rahatlığı ve huzuru vardı.
Sinemada canlandırdığı kararsız, özgüveni olmayan ancak çoğu kez zararsız şahsiyetler beni çekti doğrusu.
Okumuyor da seyrediyor gibi hissettirmişti.
Bu roman ise tam olarak bu cümle ile başlıyor.
Romanı seyretmeye davet ediyor bizi.
Üstelik kendi hayatını, kendi anılarını, kendi çocukluğunu, kendi acılarını, kayıplarını.
Ercan Kesal ın doğduğu diyarlara gidiyoruz.
Annesi babası ile tanışıyoruz.
Evinde beraber salçalı ekmek yiyoruz, yaramazlıklar yapıyoruz.
Dükkânda babasına yardım ediyor, komşuları ile konuşuyoruz.
Üniversiteye gidiyoruz, gösterilere katılıyoruz.
Hayal kırıklıkları yaşıyor, ağlıyor ama toparlıyoruz.
Anadolu, fakirlik, baba, anne, aile, tıp eğitimi, sol görüş, olaylar, darbeler, üzüntü, kasvet, duyarlılık, sevgi, ölüm,
Romanı bu şekilde özetlesem sanırım yanlış olmaz .
Yokluklarla, kavgalarla yitip giderken ailesine olan sevgisini içinde saklayan bir adamın anı kitabı olmuş Peri Gazozu.
İsmini ayrıca sevdim. Kapak renkleri çok güzeldi, içindeki hikayelerde bir o kadar içtendi ve sanki kamera konulmuşçasına anlatılmış.
Günün sonunda ufkumu açmadı , vay be ne edebi numaralar yapmış dedirtmedi.
Ancak izlemek-okumak arası güzel vakit geçirtti.
Genel olarak öykü kitaplarını sevmem, tercihimin uzun soluklu romanlar.
Ancak bu kitaba bir öykü kitabı da denemez.
Zira birbiri ile bağlantılı konular, kahramanlar.
Biyografik roman tadında bir anı kitabı.