...
Yalnızım, köhne maddeler arasında,
yağıyor üstüme beni andıran bir yağmur,
beni andıran çılgınlığıyla, yapayalnız ölü dünyada,
yağdıkça geri çevrilen, direngen bir biçimi olmadan.
Nereye gittin? Ne yaptın?
Ah aşkım benim,
sen bu kapıdan girmediğinde
karanlık olur ancak,
boşuna geçiyordu
gün, sen olmadığın zamanlar
aramaya çıktım seni köşe bucak,
sandım ki saate kilitlendin, belki de
aynaya saklandın,
milim milim katlayıp
deli gülüşünü
bıraktın
öyle sıçrasın
bir küllüğün ardından-
sen yoktun,ne gülüşün
ne saçların
ne o koşarcasına
hızlı adımların.
Önceleri sorularıma neden cevap almadığımı anlamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlamıyorum. Ama gerçekte inanmıyordum ki, soruyordum sadece
Anlıyor musunuz, anlıyor musunuz sayın bayım, bir insanın artık gidebileceği hiçbir yerinin olmaması ne demektir anlıyor musunuz? Çünkü insanın gidebileceği hiç değilse bir yerin olması gerekmez mi ?