Onur Sümer

10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2020 13:23
Çevreyi saran tüm sözde gerçekliklerden kopuş hissi ve bu hissin ortaya çıkardığı kavrayamayış, sızlanmalara yol açan kabullenemeyiş, ardından gelen tüm soğuk hakikatlerin varoluşu tehdit etme safhası... İnsanlık ortaya çıkışından beri kafkavari bir hapishanede yaşıyor, zaman denilen kavramın akışı ise tüm gerçekliğimizi çevrelemiş halde; işte bu yüzden de tüm eylemlerimizi zamana göre kısıtlamak zorundayız. Bu durum kaçışın mümkün olmadığı devasa bir kafes etkisi yaratıyor. Kōbō Abe bir Franz Kafka hayranı olarak içinde yaşadığımız gerçekliğin bozuluşunu ve özgür irademizdeki illüzyonu, titiz bir şekilde işlediği 'Kumların Kadını' isimli romanıyla gözler önüne seriyor. Kitap aynı isimle Hiroshi Teshigahara yönetmenliğinde 1964 yılında izleyiciyle buluşmuş. Gerçeğin bu korkutucu olgusu yazı halinde olduğu kadar film halinde de bir o kadar etkili işlenmiş. Teshigahara tekniği gereği kullandığı yakın plan çekimleriyle, yaşanan o korku dolu kavrayışı kusursuz bir sinema diliyle izleyenlere sunmuş. Teshigahara'nın sinemasında Kōbō Abe etkisi yadsınamaz bir gerçek olsa da bütün arka planda Franz Kafka ve okuyanlara tokat etkisi yaratan edebi dili geçiyor. Abe kafkavari gerçekliğe, varoluştaki absürdlüğe, geç de olsa fark edilen yalanlar içindeki simüle bir hayata, özgür iradenin ve mutlaklığın sorgulanmasına, bu hayali yaşamdaki uyuşuk zevklerimize dünya edebiyatına derinden etki edecek şekilde değiniyor. Kitap rutin yaşam içindeki bir öğretmenin böcek toplama hobisi için çıktığı yolculuk ile açılıyor. Vardığı yerde, kumların arasında kaybolan bu adam, akşam yatacak bir yer için bir grup köylü tarafından misafir ediliyor. Köylülerin bulunduğu arazi kumların içinde, eğer kum küreme işi her gün düzenli yapılmazsa oturdukları yerler kumlar altında kalıyor ve sırf bunu
Edebiyat
Kumların KadınıKobo Abe · Monokl Yayınları · 20172,888 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşamın Sorgulanması
10/10
·146 syf.··
Beğendi
·
2018 60. kitabı
Yaşamın anlamı nedir? Günlük hayatın monotonluğu içinde kaybettiğimiz değerler ve duygular nasıl geri kazanılır? Tolstoy bu sorulara elbette kesin bir cevap vermiyor ama bir insanın, hayatın varoluşu içinde yaşadığı pişmanlıklar ve mutluluklara öylesine bir titizlik ile değiniyor ki kendimizi İvan İlyiç’in yerine koyup en derin endişeleri ve bilinmezlikleri onunla birlikte yaşıyoruz. Bir insanın kendi ölümünü unutması ve günlük hayatın kör edici etkisine dalması, romanın ana konusunu oluşturuyor. Mevkisi yüksek, hayatı yükselme çabası içinde geçmiş bir adamın, öleceğini öğrenmesiyle başlayan süreç, bizi onun ölümüne ve o anlarda yaşadığı acılara kadar götürüyor. İvan İlyiç acizlik hissetmeye başlıyor. Kendisinden tiksiniyor, ölüm yatağında hayatı sorgulamaya başlıyor. Tanrı’ya yakarıyor. Cevap istiyor, ancak bilinmezliklere boğuluyor. Hayata dair anlamları bilememek ona hastalığından daha çok acı veriyor. Karanlık bir kuyuya düşmüş gibi hissediyor ve oradan çıkma çabasına giriyor. Edindiği bütün maddi ve manevi değerlerin bir hiç olduğunu, kendisine en yakın kişi olan; karısının ona aslında hiç de yakın olmadığını anlıyor. Romandaki Gerasim karakteri, Ivan İlyiç’in hizmetini yapıyor ve ona bu dünyanın çıkar ilişkilerinden oluştuğunu, saf sevgi ve bağlara erişmenin çok zor olduğunu, herhangi bir çıkara dayanmayan ilgisiyle gösteriyor. Tolstoy ayrıca; yüksek yargıç olan İvan İlyiç’in, adalet kavramını ölümünden sonra sorgulamaya başlamasını, hukukçu olmasına rağmen bu zamana kadar gözünün dünyadaki adaletsizliklere karşı kör oluşunu eleştiriyor ve bizlere de bu başyapıtı deneyimlemek düşüyor.
Edebiyat
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · İletişim Yayınları · 201461bin okunma
Kapak Resmindeki Anlamlar Üzerine
Puan vermedi
Kitabın kapağındaki resme bakınca ne kadar anlamsızlık varsa sürükleniyor insan içine. René Magritte’in “Aşıklar” adlı tablosudur bu kapak. Anlamsızlıkların ressamı. Sürrealist bir deha. Resimlerine koyduğu imgeler ile anlamlar arası tezatları işler. İnsanın zihninin ve algısının otoritesine meydan okur. Resimde iki aşık öpüşüyor gibi görünür ama koca bir örtü onları sarar. Altında ne olduğunu ancak tahmin edebiliriz. Kesin bilgiye ulaşamayız. Bu, aşkın anlamsızlığını simgeler. Kesin aşk olamaz, yoktur. Duygularda kesin yargıya varılamaz. Sürekli hareket halindedir. Zihnimiz bize aşk üzerinden sürekli oyunlar oynar. Örtünün beyaz olması aşklarda beslenilen duyguların saflığını gösterir ama René Magritte diğer resimlerinde olduğu gibi yine bizlere tezatlık kavramını bütün keskinliği ile sunar. Resimdeki aşk gerçek midir? Daha evrensel tabir ile; Aşk kavramı gerçek midir? “Zihinlerimiz bilinmeyeni ve anlamı belli olmayan imgeleri sever çünkü zihnin kendisi bilinmezdir.” René Magritte Zihinlerimiz aşk kavramını işte bu yüzden sever. Zihnin kendisi bir okyanus kadar derin ve bilinmezdir. Aşk kavramı da öyle. Bilinemez. Sonsuzluğa uzanır. Bizi içine çeker ve boğar. İşte bu yüzden bu acıdan kaçamayız. Bilinmezlikler insanın doğasındaki değişmez bağlamlardır. Ne hayatın, ne ölümün ne de aşkın anlamını bilemez insan. Ancak tahmin yürütebilir.
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,4bin okunma