“Tehlike varsa eğer, diye düşünüyordum, birden salıverilmiş tutkulara olan yakınlığımızdan kaynaklanıyordu bu. Aşırı keder bile sonunda şiddet yoluyla boşalabilir, ama duygusuzluğa dönüşür genellikle.”
Çevremizi anlamaktan yoksunduk; hayalet gibi akıp gidiyorduk, hayretler içinde ve gizli bir esefle, tımarhanedeki bir coşku patlamasını seyreden aklı başında insanlar gibi. Anlayamıyorduk, çünkü çok uzaktaydık ve hatırlayamıyorduk, çünkü İlk Çağların gecesinde, hemen hemen hiçbir iz —ve kesinlikle hiçbir anı— bırakmayarak giden çağlarda ilerliyorduk.”
“Böyle şeylerle, sadece yüzeysel olaylarla uğraşmak zorunda kaldığınızda, gerçekler —gerçekler, anlıyor musunuz— siliniveriyor. Neyse ki insanın iç gerçeği gizli, neyse ki. Ama bunu hissettim gene de; sık sık hissettim o gizemli sessizliğin maymunluklarımı seyrettiğini —tıpkı sizin her birinizin... nedir? taklası beş kuruşa yaptığınız cambazlıklarınızı seyrettiği gibi...”
"Ve bu yaşam durgunluğunun huzurla en ufak bir benzerliği yoktu. Açıklanamaz bir amacı kara kara düşünen yıkılmaz bir gücün durgunluğuydu bu. Kinci bir yüzle bakıyordu size. Alıştım sonradan; görmüyordum artık; vaktim yoktu."