“Yolun Sonundaki Kadınlar” – Dersim Özel
Arkadaşlar, okuduktan sonra kitabı bir kenara bırakıp “Bu neydi ya?” diye epey düşündüm .
Komiserimiz, Cinayet Bürosu’nda yıllardır kadın cinayetleriyle boğuşurken bir “takip görevi” alıyor.
Fakat o takip ilerledikçe her şey bükülüyor…
Gerçekle kâbus,avla avcı,kurbanla fail arasındaki tüm çizgiler siliniyor.
Tek bir yüzey.Tek bir kenar.Çıkış yok.
Nereye dönersen dön, aynı yere varıyorsun…Ama her şey değişmiş oluyor. Tıpkı bir mobius şeridi gibi . ∞
Yazar öyle ustalıkla yazmış ki, her sayfada Komiserin zihninden çıkmayan farklı bir kadının hayatına dokunuyorsun.
Ve sayfalar boyunca bu kadınların öfkesi, suskunluğu, parçalanmışlığı senin de içine akıyor. Yolun sonunda kalmış, unutulmuş kadınlar… Ama bu sefer sesleri çok yüksek, çok gerçek .
Hepsinin sesi,yüzü,kıyafeti,acısı…
Senin de zihnine işliyor .
Bu bir polisiye, evet. Ama katili yakalamak kitabın en önemsiz meselesi. Asıl mesele insanın içini acıtıyor .
Neden kadınları bu kadar kolay kaybediyoruz? Hem hayatta hem hafızada hem de adaletin gözünde.
Son sayfaya geldiğinizde içinizde;
öfke,hüzün,çaresizlikve garip bir umut kalıyor…
“Belki bu sefer fark ederiz.”
Eğer aklını bükecek, günlerce içinden çıkamayacağın, hem gerilim hem derinlik dolu bir roman istiyorsan…
Bu kitabı mutlaka oku.
Uyarı: Bir kere girdin mi, kolay kolay çıkamazsın. Möbius gibi.