Ha, Selim’in tüyosuna bakılırsa, bu ara kokoreç tezgâhını parlatıyormuş. Rabbim yolunu açık etsin. Yeriz kardeşimin kokorecini. Yeter ki nallı kuzudan olmasın.
“Otur kız Filiz,” diye direktif veriyor Songül, “dinle bak. Geçen kapı çalındı. Açtım ki, bu. Babam nasılmış, bir ihtiyacım var mıymış? Ne diyeceksin, teşekkür ettim. Sanki bilmiyor Handan’ın işte olduğunu. Bir bana bakıyor, bir içeri. Bok görecek. Sonra gözlerini dikti üstüme, bir ihtiyacın olursa çekinme Songül, asıl ben memnun olurum, dedi. Misket gibi gözleri fıldır fıldır.”
“Aaa, üstüme iyilik sağlık. Terbiyesize bak hele. E, sen ne dedin peki,” diyor Filiz kızgın.
“Senin memnuniyetin benim memnuniyetimdir Osssman, dedim. Ne diycem kız, çarptım kapıyı suratına suratsızın.”
Pangaltı’da üniversiteli kız indi, formalı bir genç bindi. Taksim’de yağmur tamamen durdu, ihtiyar hariç erkeklerin hepsi indi. Formalı genç minibüsün ardından bağırdı. “Bir baba hindi, heeey Allah.”