İçinde yürüdüğümüz bu bedenin ürpertici önemsizliğini ve sis gibi geçici olduğunu o güne dek söylenenlerin ötesinde daha derinden kavramaya başlamıştım.
En büyük kusurum ise, yaradılışımdaki pek çoklarını hoşnut edebilecek ele avuca sığmaz uçarılığı, benim ister istemez başımı dik tutmak ve halkın karşısında herkesten daha ciddi bir yüz ifadesi takınmak zorunda oluşumla uzlaştırmakta güçlük çekmemdi. O yüzden, sonunda, zevk aldığı şeyleri gizleyen bir insan olup çıktım…
İkiyüzlülük içime işlemiş olsa da asla bir sahtekâr değildim; her iki yüzüm de yapmacıksızdı; gündüz gözüyle öğrenip ufkumu genişletmeye ya da üzüntü ve acılarımdan kurtulmaya çabalarken ne denli kendimsem, zincirlerimden boşanıp utanca batarken de o ölçüde kendimdim.