Lethe

Dr. Jekyll ve Bay Hyde – İçimizdeki Gölgeyi Tanımak
7/10
·104 syf.··
2025 4. kitabı
Robert Louis Stevenson’ın 1886’da yayımlanan Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ı okurken, ilk bakışta sadece gotik bir korku hikâyesiyle karşılaştığınızı düşünebilirsiniz. Ama aslında Stevenson, insan ruhunun karanlık yanını cesurca masaya yatırıyor. Hikâyenin merkezinde saygın doktor Henry Jekyll var; toplumun gözünde örnek bir birey. Ama laboratuvarında kaynayan iksirler, onun bastırılmış arzularının ve öfkesinin kanıtı. Bir gün Jekyll, cesaretini toplayıp o karışımı içer ve bambaşka biri olarak uyanır: Edward Hyde. Ufak tefek, sinirli, şiddete eğilimli ve saf kötülükten ibaret bir figür. Stevenson bunu çok net ifade eder: “All human beings… are commingled out of good and evil: and Edward Hyde, alone, in the ranks of mankind, was pure evil.” Ama asıl tuhaf olan şey, Hyde’ın Jekyll’den doğmuş olmasıdır; yani dışarıdan gelen bir canavar değil, bizim bastırdığımız şeylerin bedenleşmiş hâli. Stevenson, insan doğasının ikiliğini vurgular: “Man is not truly one, but truly two.” Hepimiz Jekyll ve Hyde’ı aynı anda taşırız. Sabahları “Bugün kendimle barışık olacağım” diye uyanıp, öğleden sonra sinirden telefonu duvara fırlatmak istediğimiz anlar, işte tam da Hyde’ın başını kaldırdığı anlardır. Jekyll gündüzleri elmas gibi parlak ve saygıdeğer bir hekimdir, ama geceleri grafit gibi kararan bir canavar hâline gelir. Onu dönüştüren şey ise sadece iksir değil; toplum baskısı, bastırılmış arzular ve ruhun kendi çatlaklarıdır. Roman boyunca biz de kendi Hyde’ımızı arar, içsel çatışmamızla yüzleşiriz: “If he be Mr. Hyde, I shall be Mr. Seek.” Bu ikilik ve bastırılmış duygular, sadece 19. yüzyıl Londra’sına ait değil. Bugün de, özellikle genç kuşak için, sosyal medyada gösterilen yüz ile içsel karanlık arasında benzer bir gerilim var. Wednesday dizisinde de bu gölge yan, gençlerin bastırılmış
Edebiyat
Dr. Jekyll ile Bay HydeRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,1bin okunma
Reklam
Briseis’in Suskunluğu
8/10
·320 syf.··
2025 3. kitabı
Romanın merkezindeki karakter, Briseis, bir “ganimet” olarak Akhilleus’a verilir. Homer’in İlyada’sında adı geçse de hisleri, düşünceleri ve yaşadığı travmalar hiçbir zaman anlatılmamıştır. Barker bu sessizliği kırıyor ve Briseis’in gözünden savaşın ve kahramanların hayatına bakmamıza izin veriyor. Roman boyunca, Briseis’in sessizliği, okura hem tarih boyunca kadının sesinin nasıl bastırıldığını hem de bireysel travmanın psikolojik etkilerini hissettiriyor. Briseis’in hikâyesi yalnızca bir kadının savaşta esir düşmesinin öyküsü değil; aynı zamanda, özne olmaktan nesneye indirgenmenin ve bunun psikolojik yansımalarının bir temsili olarak okunabilir. Romanın başından itibaren Briseis, kendi iradesi ve kimliği ile değil, Akhilleus ve savaşın getirdiği koşullarla tanımlanır. Bu durum, günümüz psikanalitik literatüründe sıkça bahsedilen “öznellik kaybı” ve “bastırılmış travma” kavramlarıyla paralellik gösterir. Ona göre hayatta kalmak, itaat etmek ve görünmez olmak anlamına gelir; çünkü konuşmak, geçmişi ve yaşanan acıyı tekrar yaşamak demektir. “I have become a creature of patience, of endurance. Every woman has.” Barker, bu satırlarla hem antik dönemdeki hem de tarih boyunca bastırılmış kadın seslerine dikkat çekiyor. Briseis’in sabrı bir erdem değil, bir zorunluluktur; çünkü hayatta kalmak için mecburen susturulması gerekir. Bu açıdan roman, sadece mitolojik bir yeniden anlatı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin, iktidarın ve tarihsel sessizliğin eleştirisi olarak da okunabilir. Romanın etkileyici yanlarından biri de, Briseis’in içsel dünyasını, duygularını ve düşüncelerini detaylı bir biçimde sunmasıdır. Barker, savaşın erkeklerin gözünden sunulan epik kahramanlık hikâyesini, kadın bakış açısıyla dengeliyor. Okur, savaşın yalnızca strateji ve cesaretle ilgili
Mitoloji
Kızların SuskunluğuPat Barker · İthaki Yayınları · 20201,562 okunma
4/10
·401 syf.··
2025 2. kitabı
Michael Scott'un Ölümsüz Nicholas Flamel'in Sırları adlı 6 ciltlik serisini okumuştum çok öncesinde. Bu kitapta yıllardır kitaplığımda bekliyordu. Şu sıralar mitolojik ve folklorik ögeleri içinde barındıran da bir kitap okumak istiyordum bu yüzden bu kitabın doğru bir seçim olacağını düşündüm. Çünkü Michael Scott'un yazım tarzını da bildiğimden beni mutlu edecek bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm ancak bunda öyle olmadı pek. Kitapta çok fazla mantık hatası vardı. Bi filmi izlerken saçma bi olay olur mesela olay örgüsüyle alakasız veya o an olayı çok saçma gösterecek bi şey yaşanır ve mantıksızlığı çok net hissedersiniz. Bu kitapta da o tarz mantık hataları en az 2-3 defa önüme çıktı. Bunun dışında kitapta bi yerde "Barbar Türk" ifadesi geçiyordu. O kadar saçma bir yerde geçiyordu ki, o cümledeki önyargıyı ve alakasızlığı anlayabilirsiniz okuduğunuzda. Bu kitabın iki yazarlı olmasına da bağlıyorum bu kadar kötü bir yazı dili olmasını. Çünkü Michael Scott'un diğer kitaplarında böyle mantık hataları ve önyargılı cümleler okuduğumu hatırlamıyorum. Colette Freedman'in ise bunun dışında başka kitabını okumadığım için diliyle ilgili net bir yorum yapamıyorum ancak ikisinin kitabı olduğundan amatör yazım şeklini baya bi fark ettiriyordu. Ayrıca kitapta olay örgüleri arasında çok hızlı bitişler var, bölümler de çok kısa. Bu kötü yorumlarımın dışında mitolojik ve folklorik ögeleri yansıtma konusunda güzel buldum aslında hikayesini. Britanya’nın On Üç Hazinesi adlı Wels mitolojileri temelden esinlenilerek geliştirilmiş. Ayrıca Arthur efsaneleriyle bağlantılı olarak Geoffrey of Monmouth’un eserlerinde ortaya çıkan Merlin figürüyle iç içe geçiyor; bazen Kutsal Kase ve Excalibur gibi sembolik nesnelere de kitapta farklı farklı şekillerde göndermeler yapılmış. Bu tarz konuları
Roman
On Üç Kutsal YadigarColette Freedman · Epsilon Yayınları · 201431 okunma
Angrboda (keder getiren)
8/10
·336 syf.··
2022 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2022 21:20
"Derler ki, yaşlı bir cadı yaşarmış doğuda, Demirkoru'da ve bu cadı güneş ve ayı kovalayan kurtlar getirmiş dünyaya. Derler ki, Asgard'a gitmiş ve üç kez ateşe verilmiş cadı ve üç kez yeniden doğmuş kaçmadan önce. Derler ki, yaralı dudakları ve sivri dilli olan bir adamı sevmiş, yüreğini ve daha fazlasını geri veren bir adam..." Genevieve Gornichec’in ilk romanı “Cadının Yüreği” İskandinav Mitolojisi’nde az bilenen karakterlerden, kıyametin yani Ragnarök'ün gelmesinde doğrudan rol oynayan buz devi cadı Angrboda'nın hikayesi anlatılıyor. İskandinav mitolojisine ilgili biriyseniz severek okuyacağınızı düşünüyorum. Hikaye; Asgard'dan, Midgard'a, Jarnvid'den Niflheim'e kadar uzanan çeşitli mekanlarda geçiyor ve mitolojideki kilit olayları okuyoruz. İskandinav mitolojisindeki favori karakterlerim olan Loki ile Hel'i kitapta sıkça görmek beni mutlu etti. Kitaba her gün vakit ayıramadığım için bitirmem zaman alsada okumaya başladığım anlarda saatlerce okuduğumu söyleyebilirim. “…bir adam apansız ona doğru yaklaşacak ve yarı yanmış kalbini geri verecekti. Sonra da her noktasından kıracaktı onu.” Hikaye Angrboda'nın 3.defa yakılmasının ardından bir göl kenarında Loki ile karşılaşması ile başlıyor. Beni bu kısım oldukça etkilemişti çünkü bu sahnede cadının kalbi elindeydi. “Bir şeylere değer vermek hayatı daha karmaşık hale getiriyor, değil mi? Bence en iyisi hiçbir şeyi umursamamak. Ama sonra sen geldin. Gerçekten de bunu çok rahatsız edici buluyorum.” Birçok kadın odaklı mitolojik yeniden anlatımdaki gibi kahramanın sık sık gelip giden düzenbaz, güvenilmez tanrıya aşık olması temasını Gornichec de işliyor. Bu geliş gidişlerde ilk önce gelecekteki ölülerin dünyasının hükümdarı olacak, babası Loki’nin gözdesi yarı ölü Hel doğuyor. Daha sonrasında ise erkek kardeşleri kurt
Edebiyat
Cadının YüreğiGenevieve Gornichec · İthaki Yayınları · 20223,138 okunma
"Akhilleus'un Öfkesi"
8/10
·376 syf.··
2022 6. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 05 Ağustos 2022 18:50
Yazarın okuduğum 2.kitabı. Daha öncesinde "Kirke" adlı kitabını okumuştum. Bu kitaptan çok etkilendiğim için mutlaka diğerini de okumalıyım diye düşündüm. Ancak yazıma başlamadan önce söylemem gerekirse Kirke'yi bundan daha etkileyici bulmuştum. Tabiki bu fikrim kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor. "Bazıları için koca destanlar yazılırdı bazıları içinse birkaç satır…" Akhilleus'un Şarkısı'nı İlyada destanının yeniden yazımı olarak düşünebiliriz. Olaylar, kişiler destanla bire bir ilerliyor ama bu romanda anlatan kişi, Akhilleus'un yakın arkadaşı Patroklos. "Birbirimizde yaralar açtık ama hiçbiri ölümcül değil." Bu kitabın adı "Akhilleus'un Öfkesi" olsaydı daha çok yakışırdı, çünkü en başta krallar kralı Agamennon ile anlaşmazlığa düşüp savaşmak istemeyen Akhilleus'un başına gelen sarsıcı olaydan sonra karakterindeki değişime öfkesinin nasıl da yol açtığını görüyoruz. Onun öfkesiyle başlayan ve Hector'un ölüm töreniyle biten bir destan.. Romanda, Yunan mitolojisindeki birçok tanrı ve tanrıçanın adını görüyor ve bazılarının mitlerdeki davranışlarına şahitlik ediyoruz. Özellikle Akhilleus'un annesi olan Thetis çoğu yerde karşımıza çıkıyor. Afrodit ise ölümlüler arasından en sevdiği olan Paris'e, Helene için Menelaos ile teke tek çarpışmasında lehine müdahale eder. Ayrıca, krallar kralı Agamennon'un ordusuna salgın gönderilmesi için dua eden Khryses sayesinde Apollon'un lanetine ve Akhilleus ile Patroklos'unda ölümlerinde nasıl rol aldığına şahitlik ediyoruz. Bunlar dışında da tabiki Artemis, Athena, Kheiron, Hera ve Skamandros gibi tanrı ve tanrıçalardan da bazı yerlerde bahsediliyor. Kitabı gerçekten beğendim. Puan olarak sanırım 8/10 vereceğim. Bu puanı yazarın diğer kitabı olan Kirke ile kıyaslayarak verdim. O kitabın belki de ana karakterinin kadın olması
Edebiyat
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma
Reklam