O gün kahvaltı niyetine hiçbir şey yemeyen yolcular, böylece altmış saat aç kaldılar....
Toplumunda, dünyasında hiç kimse yemeksiz kalmamıştı.
Tren lekeli ve tozlu bir taş ocağıyla, kapalı duran bir fabrika arasındaki yan hatta saatlerce beklerken, açlığı artmış, açlığı arttıkça da açlığın gerçekliği üzerine ve toplumunun, gerçek gücünü oluşturan dayanışmayı yitirmeden bir kıtlığın üstesinden gelememesi olasılığı üzerine, ümitsiz düşüncelere kapılmıştı. Yeterince hatta kıtı kıtına yetecek kadar yiyecek olduğu zaman paylaşmak kolaydı. Ya olmadığı zaman? O zaman güç devreye giriyordu; güçlü olan haklı oluyordu; güç, onun aygıtı şiddet ve en büyük müttefiki, görmezden gelen göz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yirmi yaş dolaylarında öyle bir an vardır ki, yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmayı, ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.
Sahip olmanın suçundan ve ekonomik rekabetin yükünden arınmış bir çocuk, yapılması gerekeni yapma iradesi ve bunu yaparken coşku duyma yeteneği ile büyüyecektir. Kalbi karartan gereksiz çalışmadır. Emziren annenin, eğiticinin, başarılı avcının, iyi aşçının, becerikli ustanın, gereken işi yapan ve iyi yapan herkesin sevinci, bu kalıcı coşku belki de insan yakınlığının ve bir bütün olarak toplumsallığın en derin kaynağıdır.