📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir sonraki saldırı gerçekleşti.
19 Eylül gecesi radyoda gong sesi duyuldu ve ardından derin, bilgilendirici bir ses geldi. Molching'in de olası hedefler arasında olduğunu söylüyordu.
Himmel Sokağı yine insanlara doldu ve Hans yine akordeonunu unuttu. Rosa ona entrümanını almasını hatırlattı ama Hans reddetti. "Geçen sefer almamıştım," diye açıkladı, "ve hayatta kaldık." Görünüşe bakılırsa savaş, mantık ile batıl inanç arasındaki farkı belirsizleştirmişti.
O yıl gerçekten sürekli dolaşmam gerekiyordu; Polonya'dan Rusya'ya, oradan Afrika'ya ve tekrar geriye. Hangi yıl olursa olsun böyle dolaşmam gerektiğini düşünebilirsiniz, fakat bazen insan ırkı, işleri biraz hızlandırıyor. Cesetlerin ve kaçan ruhların sayısı artıyor. Genellikle birkaç bomba bunun için yeterli oluyor. Ya da gaz odaları, uzaktan gelen silah sesleri... Bunların hiçbiri işi bitirmezse, en azından insanların yaşam düzenlerini bozuyor ve her yerde evsizleri görüyorum. Yıkılmış şehirlerin sokaklarında dolaşırken sık sık peşimden geliyorlar. Ne kadar meşgul olduğumu bile anlamadan onları da götürmem için yalvarıyorlar. "Sizin de zamanınız gelecek," diyerek onları yatıştırmaya ve arkama bakmamaya çalışıyorum. Bazen, "Ne kadar çok çalıştığımı görmüyor musunuz?" demek geliyor içimden. Ama bunu asla yapmıyorum. İşimi yaparken içimden şikâyet ediyorum ve bazı yıllarda ruhlar ve cesetler sadece artmakla kalmıyor, sayıları katlana katlana yükseliyor.
Kız: "Söylesene. Kâbuslarında neler görüyorsun?"
Yahudi: "Arkama dönüp el salladığımı."
Kız: "Ben de kâbuslar görüyorum."
Yahudi: "Sen ne görüyorsun?"
Kız: "Bir tren ve ölen erkek kardeşimi."
Yahudi: "Erkek Kardeşin mi?"
Kız: "Ben buraya taşınırken yolda öldü."
Kız ve Yahudi, birlikte: "Ja; evet."
Bu küçük itiraflardan sonra hem Liesel'in hem de Max'in bir daha kâbus görmediğini söylemek ne güzel olurdu. Güzel ama yalan olurdu. Kâbuslar yine her zamanki gibi devam etti; tıpkı tam sakatlandığı ya da hasta olduğu konusunda söylentiler duyarken rakip takımın en iyi oyuncusunun gelişi gibi. O da diğerleriyle birlikte orada ısınma hareketleri yapıp esniyordur. Ya da gece istasyona giren tarifeli trenin anıları da beraberinde sürüklemesi gibi. Bir sürü sürükleniş. Bir sürü üzücü sekiş.