Alpay Şirin

Yüz Sekizinci Bölüm - HIZLI
Yedi şey durur girişte Kilipsiz kapının önünde. Biri takılmayan bir yüzük Biri tövbe edilmiş bir sözcük Biri doğru olması gereken bir an Biri bir mum, ışıksız kalan Biri bir oğul, kan getiren Biri bir kapı, sele geçit vermeyen Biri bir şey, bırakılmayan Sonra gelir uykuyla bastıran.
Sayfa 812 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yüzüncü Bölüm
Felurian'ın kollarında her uyuduğumda yıllar geçiyor olması mümkündü. Geri gittiğim zaman bir asrın geride kaldığını veya zamanın hiç değişmediğini öğrenebilirdim. Bunlara kafa yormak için elimden geleni yaptım. Sadece bir budala kontrol edemeyeceği şeyler için endişe duyar.
Sayfa 755 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Seksen Yedinci Bölüm - LETHANİ
Bar kavgalarına yabancı değildim. Üniversite gibi bir yerde öyle şeylere nadiren rastlandığını zannedebilirsiniz, fakat alkol en büyük eşitleyicidir. Altı veya yedi bardak güçlü içkinin ardından, karısıyla arası bozuk bir değirmenciyle imtihanında kötü sonuç almış genç bir simyacı arasında pek bir fark kalmaz. İkisi de birinin ağzına yumruğu indirmek için aynı derecede heveslidir. Eolian gibi seçkin bir mekânda bile itiş kakış çıktığı olurdu. Yeteri kadar geçe kalırsanız nakışlı soylulardan ikisinin tokatlaşmasını görme şansınız epey yüksekti. Demek istediğim şu ki, müzisyenseniz pek çok kavgaya tanıklık edersiniz. Bazı insanlar barlara içmek için gider. Bazıları zar atmak için. Bazıları kavga çıkarmak, bazıları da kavga seyretmek için.
Sayfa 670 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Seksen Beşinci Bölüm - ARA-ÇİTLER
"Alabilseler yağmuru da alırlar. Altın bulamazlarsa mahsulüne el koyarlar." ... "Mahsulün yoksa alırlar keçini, Hattâ odununu ve de battaniyeni. Götürürler fareni varsa bir kedin. Ve sonunda gider bir de evin."
Sayfa 655 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Seksen Üçüncü Bölüm - GÖRÜŞ EKSİKLİĞİ
Marten'in gözleri Tempi'yi takip etti. Sonra dönüp bana uzun ve meraklı bir bakış attı. "O öyküyü nereden duydun?" diye sordu. "Küçüklüğümde babam anlatmıştı," dedim dürüstçe. "Bir çocuk için tuhaf bir öykü." "Tuhaf bir çocuktum," dedim. "Biraz büyüdüğüm zaman beni susturmak için öyküler uydurduğunu itiraf etti. Onu hep soru yağmuruna tutardım. Hem de saatlerce. Beni sadece bilmecelerin susturabildiğini söylerdi. Ama sorduğu bilmeceleri ceviz kırar gibi çözerdim. Onları da tüketmem uzun sürmedi." Omuz silkip döşeğimi sermeye başladım. "O da bilmeceye benzeyen öyküler uydurmaya ve ne anlama geldiklerini anlayıp anlamadığımı sormaya başladı." Biraz özlemle gülümsedim. "Göbek deliğinde vida olan o oğlanı günlerce düşündüğümü, öyküsünden bir anlam çıkarmaya çalıştığımı hatırlıyorum." Marten kaşlarını çattı. "Bu bir çocuğa göre zalimce bir hile." Yorumu beni şaşırttı. "Ne demek istiyorsun?" "Biraz sessizlik ve huzur bulmak için seni kandırmasından bahsediyorum. Olmadık bir iş yapmış." Şaşkınlığım daha da arttı. "İyi de hasisliğinden yapmıyordu ki. Hoşuma gidiyordu. Bana düşünecek bir şey veriyordu." "Ama anlamsızmış. İmkânsızmış." "Anlamsız değil," diye karşı çıktım. "En fazla bir şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder. Bir insana tüm cevapları verirsen elde ettiği tek şey bazı hakikatler olur. Ama ona bir soru verirsen kendi cevaplarını arar." Battaniyemi yere serdim ve eski püskü tenekeci pelerinimi üstüme örtmek için katladım. "Böylece cevapları bulduğu zaman o cevaplara kıymet verir. Soru ne kadar zor olursa cevabı o kadar çok ararız. Aradıkça daha çok şey öğreniriz. İmkânsız bir soru ise..." Bir şeyin farkına vararak cümlemi yarıda kestim. Elodin de aynen bunu yapmıştı. Sınıfında yaptığı her şey: oyunları, ipuçları, üstü kapalı
Sayfa 645 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat