Herkese merhaba bu seferki inceleyeceğim kitap Frankenstein ya da Modern Prometheus . Kitabın çıktığı yıllarda kadın yazarlara karşı negatif bir düşünce olduğundan ilk baskısında yazarın ismi basılmamış ama sonraki zamanlarda yazarımız Mary Shelley ismiyle basılan dünya klasiği bir kitap.
Ben okurken özellikle doktor Frankenstein'ın yaratığına üzülmüştüm. Çünkü ne kadar da masumdu Frankestein'in yarattığı mahluk. Tek istediği anlamak, anlatmak, sevmek, sevilmek ve yaşamaktı. İnsanlara benzer yapıdaydı yani kendisini öyle düşlüyordu. Gelgelelim insanoğlu bu yaratığı hiç sevmemişti, aşırı önyargılarla doluydu. Pisti insanoğlu, kötü düşüncelere sahipti. Bu mahluğu da kendilerinin kötü düşünceleri yüzünden kötü belledi. Güzel görünmeyenden güzellik gelir mi hiç dedi. Sadece kötülük gösterdi bu mahluğa. Kötülük gören mahluk da zamanla gördüğünün doğru olduğunu belledi ve onların gösterdiği şeyi yaptı. Bu kendisine göre belki de yaptığı en doğal şeydi çünkü bana böyle davranılıyorlarsa olması gereken demek ki buymuş dedi. Lakin bu yaptığı en büyük yanlıştı da...
Bir yaratıcının düşünmesi gerekenler ki yaratıcı olmak gerçekten her açıdan düşünmemizi gerektiriyormuş, yaratılanların gördükleri ve günaha düşmesi. Birçok detay mükemmel romantizm ile birleşmiş harika bir eser.
Keşke daha ayrıntılı bir şekilde seri roman olsaydı demeden edemiyorum. Herkese öneriyorum, esen kalın.
Teccam, Tecelli adlı eserinde sırlardan bahsederek onlara zihnin ıstırap verici hazineleri der. Çoğu insanın sır zannettiği şeylerin aslında hiç de öyle olmadığını açıklar. Mesela gizemler sır değildir. Az bilinen gerçekler veya unutulmuş hakikatler de. Teccam'a göre bir sır faal olarak gizlenen bir bilgidir.
Filozoflar bu tanım üzerinde asırlardır tartışırlar. Teccam'ın açıklamalarındaki mantıksal sorunları, ifade boşluklarını, istisnaları belirtirler. Fakat onca zamandır hiçbiri daha iyi bir tanım getirememiştir. Belki de bu bile tüm tartışmalardan fazlasını ifade etmeye yeter.
Eserin daha az tartışılan ve bilinen ileriki bir bölümünde Teccam iki tür sır olduğunu söyler. Ağız sırları ve yürek sırları.
Çoğu sır ağız sırrıdır. Paylaşılan dedikodular ve fısıldanan küçük skandallar gibi. Bu sırlar dünyaya salınmak için can atmaktadır. Bir ağız sırrı, çizmenizin içine kaçmış bir taş gibidir. İlk başta onun farkında bile olmazsınız. Ama daha sonra rahatsız edici ve en sonunda katlanılmaz hale gelir. Ağız sırları tutuldukça büyürler, dudaklarınıza baskı yapana dek şişerler. Serbest kalmak için didinirler.
Yürek sırları farklıdır. Bunlar mahrem ve ıstırap vericidir. Tek istediğiniz onları dünyadan saklamaktır. Ağzında şişip dudaklarınıza baskı yapmazlar. Yürekte yaşarlar ve saklandıkça ağırlaşırlar.
Teccam ağız dolusu zehrin bile ağzındaki bir yürek sırrından daha iyi olduğunu iddia eder. Bir budalanın bile ağzındaki zehri tükürebildiğini, ama bizlerin bu ıstırap verici hazineleri sakladığımızı söyler. Onları her gün biraz daha yutkunarak içimizde daha da derine inmeye zorlarız. Orada otururlar, ağırlaşırlar, çürürler. Yeterince zaman geçerse kendilerini saklayan yüreği ezerler.
Çok geçmeden ışıklar ve çıkarkeyif eğlence düşkünleri azaldı. Müzisyenlerin yerini, yanlarından geçerken size seslenen veya giysilerinize yapışan dilenciler aldı. Yakındaki taverna ve hanların pencerelerinden dışarı hâlâ ışık vuruyordu, fakat sokaklar artık işlek değildi. İnsanlar ikili ve üçlü gruplar halinde geziyorlardı. Kadınların üzerlerinde korseler vardı ve erkekler gelip geçenlere sert gözlerle bakıyorlardı.
Bunlar tam anlamıyla tehlikeli sokaklar değildi. Daha doğrusu cam kırığı gibi tehlikeliydiler. Cam kırığı size zarar vermeye çalışmaz. Hattâ dikkatli davranırsanız ona dokunabilirsiniz bile. Bazı sokaklarsa ağzı köpüren köpekler kadar tehlikelidir; ne kadar özen gösterirseniz gösterin güvende olmazsınız.