Alpay Şirin

Ellinci Bölüm - RÜZGARI KOVALAMAK
"Rüzgarı görebiliyor musun?" Denedim. Bir an sanki... hayır. Hiçbir şey yoktu. Başımı iki yana salladım. Elodin kayıtsızca omuz silktiyse de biraz hayal kırıklığına uğradığını hissettim. "Burası bir isimci için güzel bir yer. Neden söyle." Etrafıma bakındım. "Rüzgârı bol, suyu güçlü, taşı eski." "İyi bir cevap." Sesinde içten bir memnuniyet işittim. "Ama bir sebep daha var. Taş, su ve rüzgâr başka yerlerde de bulunur. Burayı farklı kılan ne?" Etrafıma bakınarak bir müddet düşündüm, sonra da kafa salladım. "Bilmiyorum." "Bir iyi cevap daha. Bunu daima hatırla." Devam etmesini bekledim. Etmeyince de sordum: "Burayı iyi bir yer yapan ne?" Elodin sorumu yanıtlamadan önce uzun uzun suya baktı. "Burası bir kenar," dedi sonunda. "Düşme ihtimalinin olduğu yüksek bir yer. Kenarlardan bakıldığı zaman her şey daha kolay görülür. Tehlike uyuyan zihni uyandırır. Bazı şeylere netlik kazandırır. Görmek isimci olmanın parçasıdır." "Peki ya düşmek?" diye sordum. "Düşersen düşersin," dedi Elodin, omuz silkerek. "Bazen düşmek de bize bir şeyler öğretir. Rüyalardan uyanmadan hemen önce çoğunlukla düşersin."
Sayfa 416 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kırk İkinci Bölüm - KEFARET
"Son zamanlarda elime biraz para geçti," dedim. "Borcumun tamamını kapatacak kadar değil, ama bu dönemin faizini erkenden ödeyebilirim." Elimi sikkelere doğru salladım. "İyi niyetimin göstergesi olarak." Devi gülümseyerek sikkeleri geri itti. "Dönemin bitmesine hâlâ iki dönü var," diye belirtti. "Dediğim gibi, asıl anlaşmamıza bağlı kalalım. Paranı bu kadar çabuk almak bana kendimi kötü hissettirir." Her ne kadar o parayı Devi'ye barış amaçlı olarak önermişsem de üç talentimin şimdilik bende kalmasına seviniyordum. Bir miktar paraya sahip olmak ile hiç paraya sahip olmamak arasında büyük fark vardır. Boş bir para kesesi taşımak insanda bir tür çaresizlik hissi uyandırır. Bu tıpkı tahıl tohumu gibidir. Uzun bir kışın sonunda elinizde biraz tahıl kalmışsa onu tarlayı tohumlamak için kullanabilir, hayatınızı kontrol edebilirsiniz. O tahıl sayesinde geleceğe yönelik planlar yapabilirsiniz. Fakat baharda tohumlamak için tahılınız kalmamışsa çaresizsinizdir. İşin başında hiç tohumunuz yoksa ne denli çalışkan veya iyi niyetli olursanız olun ekin yetiştiremezsiniz.
Sayfa 364 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Kırkıncı Bölüm - KUKLA
"Dikkat ne işe yarar ki? Aynı şekilde gözlemek de neymiş? İnsanlar hep bir şeyleri gözlerler. Aslında görmeleri gerekir. Ben baktığım şeyleri görürüm. Ben bir görücüyüm." Önce ellerindeki tahta parçasına, sonra da yüzüme baktı. Memnun kalmış olacak ki ellerini yaptığı biblonun üstüne kapattı. Kendi profilimin tahtaya ustaca oyulduğunu son anda seçebildim. "Eskiden ne olduğunu, şimdi ne olmadığını ve ileride ne olacağını biliyor musun? diye sordu. Sorusu kulağıma bilmece gibi geldi. "Hayır." "Bir görücü," dedi katiyetle. "Çünkü E'lir o demektir." "Kvothe aslında bir Re'lar," dedi Simmon saygılı bir üslupla. Kukla küçümsercesine burnunu çekti. "Hiç de bile," dedi, bana daha yakından bakarak. "Zamanla bir görücü olabilirsin, ama henüz öyle değilsin. Şimdilik bir bakıcısın. Bir gün gerçek bir E'lir olacaksın. Tabii gevşemeyi öğrenirsen." Oyduğu tahta suratı kaldırdı. "Burada ne görüyorsun?" Elindeki artık biçimsiz bir tahta parçası değildi. Düşünceli bir ifadeye bürünmüş yüz hatlarım biblodan bana bakıyordu. Daha yakından görmek için öne doğru eğildim. Kukla gülerek ellerini kaldırdı. "Geç kaldın!" derken bir anlığına çocuk gibi göründü. "Çok dikkatli baktığın için yeterince göremedin. Fazla bakmak görmeye mani olabilir, anlıyor musun?" Kukla bibloyu yan yatmış kuklalardan birine bakacak şekilde masaya koydu. "Küçül tahta Kvothe'yi görüyor musun? Nasıl baktığını? Ne kadar da dikkatli. Ne kadar da azimli. Bıraksan yüz yıl daha böyle bakar, ama önündekileri görebilir mi?"
Sayfa 349 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Otuzuncu Bölüm - TUZDAN DAHA DEĞERLİ
Kahkaha attım. Tekrar gülebiliyor olmak harikaydı. Kahkaham karnımın derinliklerinden yükselip altın bir borazanın notaları gibi gırtlağımdan fırlamıştı. O kahkaha tek başına üç öğün sıcak yemeğe ve yirmi saatlik deliksiz uykuya bedeldi.
Sayfa 280 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
On İkinci Bölüm - UYUYAN ZİHİN
Cevap beklemeksizin yanında getirdiği boş kağıtlardan bazılarını aldı ve her birimize birkaç tanesi düşecek şekilde dağıttı. "On beş dakika içinde bu taşı atacağım. Burada duracağım." Ayaklarını biraz açtı. "Ve şu yöne bakacağım." Omuzlarını kaldırdı. "Onu aşağı yukarı üç tutuşluk bir kuvvetle aşağıdan fırlatacağım. Havada nasıl bir yol izleyeceğini, böylece zamanı gelince onu yakalamak için elinizi nerede tutmanız gerektiğini hesaplamanızı istiyorum." Elodin taşı masaya bıraktı. "Başlayın." Probleme büyük bir şevkle giriştim. Üçgenler ve yaylar çizdim, hesaplamalar yaptım, artık hatırlayamadığım bazı formüller denedim. İşin imkânsızlığı karşısında hüsrana uğramam uzun sürmedi. Hesaplanamayacak çok fazla bilinmeyen vardı. Kendi başımıza beş dakika uğraştıktan sonra Elodin bizi grup olarak çalışmaya teşvik etti. Uresh'in sayılara yönelik yeteneğini işte o zaman öğrendim. Hesaplamaları benimkilerden öylesine üstündü ki yaptıklarının çoğunu anlayamadım. Fela da onun gibiydi, fakat o ilaveten ayrıntılı bir parabolik yay serisi de çizmişti. Yedimiz konuştuk, tartıştık, denedik, yanıldık ve tekrar denedik. On beş dakikanın sonunda hayal kırıklığına uğradık. Özellikle de ben. Çözemediğim problemlerden oldum olası nefret etmişimdir. Elodin grubumuza baktı. "Bana ne söyleyebilirsiniz?" İçimizden bazıları ona eksik cevaplarımızı ve en iyi tahminlerimizi vermeye başladı, fakat Elodin elini sallayarak onları susturdu. "Bana kesin olarak ne söyleyebilirsiniz?" Çok geçmeden Fela söz aldı. "Taşın nasıl düşeceğini bilmiyoruz." Elodin tebrik edercesine ellerini çırptı. "Güzel. İşte doğru cevap. Şimdi iyi bakın." Kapıya gidip başını dışarı çıkardı. "Henri!" diye bağırdı. "Evet, sen. Biraz buraya gel." Kapının önünden çekildi ve Jamison'un habercilerinden biri olan henüz sekiz
Sayfa 139 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat