Bir anlığına kollarıma atılacakmış gibi gözüktü, fakat son anda kendine hakim olup etrafımızdaki insanlara bir göz gezdirdi. O yarım adımlık arada neşe dolu koşusunu kol mesafesinden yapılan yapılan ağırbaşlı bir selamlamaya çevirdi. Buzu zarafetle başardı da, ama yine de ani duruşu yüzünden bana çarpmamak için elini uzatıp göğsümden destek alması gerekti.
O zaman bana gülümsedi. Tebessümü taç yapraklarını açan bir çiçek gibi sıcak, hoş ve utangaçtı. Dostane, dürüst ve biraz mahcuptu da. Bana gülümserken hislerim...
Açıkçası hislerimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yalan söylemek çok daha kolay olur. Yüz farklı hikâyeden alıntı yapıp size o kadar tanıdık bir yalan söylerim ki bir lokmada yutarsınız. Fakat bunlar gerçek olmaz. Kalbim ne sıkıştı, ne de göğsümden kaçıp gidecekmiş gibi atmaya başladı. Öyle şeyler masallarda olur. Budalalıktır bunlar. Mübalağadır. Palavradır. Ama yine de...
Kışın ilk günlerinde, mevsimin ilk karı yağdıktan sonra dışarı çıkın. Üzeri ince bir buz tabakasıyla kaplı bir gölet bulun. Buz tabakası henüz yeni ve cam kadar berrak olsun. Kıyıya yakınken buz ağırlığınızı rahatça taşıyacaktır. Biraz açılın. Biraz daha. Sonunda buzun ağırlığınızı ucu ucuna taşıdığı bir noktaya varacaksınız. İşte orada kendinizi benim hissettiğim gibi hissedersiniz. Buz ayaklarınızın altında çatırdamaya başlar. Aşağı baktığınızda beyaz çatlakların karmakarışık bir örümcek ağı gibi her yöne doğru yayıldığını görürsünüz. En ufak bir ses yoktur, ama ani ve sert titreşimleri tabanlarınızda duyabilirsiniz.
İşte Denna gülümseyince bana da öyle oldu.