Kendini daha ne kadar anlatacaksın? Eğer kendi kadrini kıymetini bilmek istiyorsan yoldan bir avuç kara toprak al ve sonra rüzgâra savur. Bil ki senin işinin başı ve sonu bir avuç topraktır, sen bir avuç topraksın sadece düşün, kibirlenme.
Ey dünya, sen kiminle anlaşırsın? Bu eğri büğrü halinle daha ne kadar oynayacaksın? Ey gönül, terk et dünyayı; bu dünyadan ne elde edeceksin? Onun her dönüşünden daha ne kadar zarar göreceksin? Günlerle dolu bu felek yüzünden ne diye kıvranıp mutsuz olursun? Senin haline dünya üzülmüyor da sen neden onun yüzünden toprak saçarsın başına? Feleğe toprak savursan ne fayda, taş olsan ufalanıp gidersin toprakta! Dünya kimsenin dert ortağı değildir, kimsenin çaresi çaresizlikten başka bir şey değildir. Dünyanın çok damadı vardır senin gibi, hatırında tutar birçok düğünü, gelini. Seni bir an mutlu görmeye dayanamaz, kederden kurtulduğunu görmeye dayanamaz. Düzene girinceye kadar dünyanın işi, ömür boyu sıkıntı verir sana sürekli. Bir gün olur da muradına erinceye kadar bir ömür boyu kederden başka bir şey görmezsin. Muradına erişecek olsan hemen uzaklaştırır zorla, ağlata ağlata koşturur seni mezara! Senin halin tam da şu toz zerresi gibidir; kuşkusuz toz bir yere konduğu an kaybolur gider.
Bilirim çok sıkıntın var, elin birbirine dolanmış, titreme tutmuş seni. Satrançta hiç kazanmadın, satranç oynayıp sıkıntı çekmedin. Satranç oynamayı bilmediğin için, iki hamleden sonra aciz kalırsın. Kalenin ne kadar, neden gittiğini ne bilirsin? Şahın her yöne neden şaşkın şaşkın gittiğini ne bilirsin! Bir tarafta at görürsün, bir yanda fil. Satranç tahtası bir arşın değil, sen ise orada yüzlerce sıkıntıda kalmışsın. Gözüne küçük görünen böyle bir tahtada ne kazanacağını bilmiyorsun sonunda! Ters düz olan bu deniz tahtasında ne tür oyunlar olduğunu nereden bileceksin? Yüzlerce oyunu nasıl öngöreceksin? Ne geri gidersin ne önünü görürsün. Satranç oyununu bilmediğin için feleğin oyunu karşısında şaşıp kalırsın.