Yine de çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduklarını asla düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet beklemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, Selamet Ordusu'na yardım etmeyeceğim, giysilerimi rehine vermeyeceğim, sokakta dağıtılan bir el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yemeyeceğim. Bu da bir başlangıç.
Hakaret etmek için kullanılan kelimeler de küfürler gibi bir çelişki içeriyor sanki. İnsan bir kelimenin kötü bir anlama geldiği için hakaret sayılacağını düşünüyor; oysa pratikte hakaret bağlamındaki değerinin, kelimenin asıl anlamıyla uzaktan yakından alakası yok. Sözgelimi bir Londralıya edilebilecek en büyük hakaret ona "piç" demek ki bunu kelime anlamıyla düşünecek olursak hiç de hakaret sayılmıyor. Hem Londra'da hem Paris'te bir kadına edilebilecek en büyük hakaret ise "inek"; ineklerin sevimli hayvanlardan biri olduğu düşünülürse iltifat bile sayılabilecek bir ad. Anlaşılan bir kelime, sözlük anlamına herhangi bir gönderme yapılmaksızın, sadece bir hakaret olarak kullandığı için hakaret sayılıyor; kelimeler, özellikle de küfürler, kamuoyu onlardan ne anlam çıkarırsa o anlama geliyor. Bu bağlamda, bir küfrün ülke sınırları dışında nasıl değiştiğini görmek de çok ilginç. İngiltere'de kimseden tepki almadan "Je m'en fous" yazabilirsiniz. Fransa'da "Je m'en f..." şeklinde yazmak zorundasınız. Ya da bir başka örnek vermek gerekirse, Hintçe bahincut kelimesinin bozulmuş hali olan "barnshoot"u ele alalım. Hindistan'da affedilemeyecek, rezil bir hakaret sayılırken İngiltere'de hafif bir takılma deyimi. Bir okul kitabında görmüştüm; Aristofanes'in oyunlarından birinde geçiyordu ve dipnotu yazan kişi, İran büyükelçisi tarafından sarf edilen manasız bir söz şeklinde yorumlanmıştı. Dipnotu yazan belki de bahinchut'un anlamını biliyordu. Ama yabancı bir kelime olduğu için büyülü küfür değerini yitirmişti ve yayımlanabilirdi.
Londra'da küfretmekle ilgili bir başka dikkat çekici nokta daha var, o da şu; erkekler çoğunlukla kadınların önünde küfretmiyor. Paris'te durum bambaşka. Parisli bir işçi, bir kadının önünde küfretmemeyi yeğleyebilir ama o kadar da dikkat etmez; kadınlar
Eğer yeterince istersen, zengin de olsan fakir de olsan aynı hayatı yaşayabilirsin. Kitaplarını ve fikirlerini koruyabilirsin. Sadece kendi kendine, 'burada'" -alnına vurdu-"'özgür bir adamım,' demen lazım; o zaman sorun kalmaz.
Plongeur'lerin işinin az çok gereksiz sayıldığını varsayalım. Bu durumda şu soruyla karşılaşıyoruz: Çalışmaya devam etmeleri neden isteniyor? Temel maddi gerekçenin ötesine geçip insanların geçinmek için bulaşık yıkaması düşüncesinin kime ne zevk verebileceğini tahmin etmeye çalışıyorum. Çünkü böyle düşüncelerden zevk alan kişilerin -rahat konumlardaki kişilerin- bulunduğu su götürmez. Bir köle, demiştir Marcus Cato, uyumadığı her an çalışmalıdır çünkü çalışmak kendi içinde iyidir - en azından köleler için. Bu görüş hâlâ canlılığını koruyor ve bir yığın gereksiz angarya işin oluşmasına yol açıyor.
Ben gereksiz işlerin içgüdüsel olarak sürdürülmesinin temelinde düpedüz ayaktakımı korkusunun yattığına inanıyorum. Ayaktakımı (diye iddia ediyor bu görüş) öyle aşağılık bir yaratıktır ki boş vakti kalırsa tehlike arz eder; onu düşünemeyecek kadar meşgul tutmak daha güvenlidir. Her nasılsa dürüst kalmış bir zengine, çalışma şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili soru sorulduğunda çoğunlukla şöyle bir yanıt veriyor:
"Yoksulluğun hoş bir şey olmadığını biliyoruz; hatta bize dokunamayacak kadar uzağımızda kaldığı için ne denli tatsız olduğunu düşünerek kahrolmaktan aslında zevk alıyoruz. Ama bu konuda bir şey yapmamızı beklemeyin. Siz alt sınıflar adına üzülüyoruz, tıpkı uyuz bir kediye üzüldüğümüz gibi; ama şartlarınızın düzelmesini engellemek için elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Tam da bu halinizle çok daha güvenilir olduğunuz kanaatindeyiz. Şu anki durum işimize geliyor ve sizi günde bir saat dahi fazladan özgür bırakma riskini göze almayacağız. Bu yüzden, aziz kardeşlerim, madem İtalya seyahatlerimizin masrafını çıkarabilmek için ter dökmeniz gerekiyor, dökün o terleri ve kahrolun.