Hiçbir şey istemiyor, çünkü tüm arzuları aşmış, çünkü doymuş, çünkü o kendi hayatının sanatçısı, hayatını yeniden yaratarak istediği hayale uydurabiliyor. Ve bu fantastik dünya o kadar kolay, o kadar doğal yaratılıyor ki! Sanki bir rüya değilmiş gibi! Bazen bu hayatın, fazla heyecanlı zihni tarafından yaratılmış bir dünya, bir hayal olmadığına, gerçek bir şey olduğuna, gerçekten var olduğuna inanmaya hazırlanıyor!
Tecrübem bana şunu öğretti en azından: İnsan, hayalleri doğrultusunda emin adımlarla ilerler ve hayal ettiği hayatı yaşamaya çalışırsa, çok geçmeden beklenmedik bir başarıyla karşılaşacaktır. Birtakım şeyleri geride bırakıp görünmez sınırları geçtiğinde, içinde ve çevresinde yeni, evrensel ve daha özgür yasalar yerleşmeye başlayacak, eski yasalar genişleyip özgürleşerek onun lehinde yorumlanacak, o da üst düzey varlıkların seviyesinde yaşamaya başlayacaktır. Hayatını basitleştirdiği ölçüde evrenin yasaları da daha az karmaşık gelecek, ne yalnızlık yalnızlık, ne yoksulluk yoksulluk, ne de güçsüzlük güçsüzlük olacaktır. Eğer bulutların üstüne kaleler inşa ettiyseniz, bu emeğinizin boşa gittiği anlamına gelmez, olmaları gereken yerdeler. Şimdi de altına temellerini inşa edin.
Her insan inandığı tanrının tapınağının, yani kendi bedeninin mimarıdır ve bunu mermeri yontarak değil de tamamen kendi meşrebince inşa edebilir. Hepimiz heykeltıraş ve ressamızdır, malzemelerimiz de etimiz, kanımız, kemiklerimizdir. Soyluluk, insanın niteliklerini, onu hayvanlaştıran kabalık ve şehvetlerini inceltmekle başlar.