Leylâ ile Mecnun'un aşkları bir Arap efsanesine dayanmaktadır. Bu efsanede Mecnun mahlasıyla şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir Arap şairiyle Leyli (Leylâ) adlı bir Arap kızın arasında geçen ve ayrılıkla sona eren bir aşk hikayesi anlatılmaktadır.
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler.
Dünya edebiyatlarında klasik bir konu olan iki düşman ailenin birbirini seven gençlerinin aşk macerasını işler. Eser, ilk kez 1594 yılında sahnelenmiş; defalarca operaya, baleye ve sinemaya uyarlanmıştır.
Sefiller, Paris ve romanın baş kahramanı Jean Valjean’dan ibarettir özünde. Uzun bir kurgu, ara ara tarihsel bir perde ile bölünüp karşımıza Fransa yahut Paris çıkıverir. Tam sıkılmaya başlanırken -meraklısı değilseniz- birden bir bakıverirsiniz tüm bu tarihsel anlatım ana kurgu ile son derece başarılı bir şekilde bağlanmış. En sonunda ise kurgu boyunca romana dahil olan tüm karakterlerin yazgısı Jean Valjean’a bağlanır. Bu örümcek ağı şeklini anımsatan dâhiyane kurgu Victor Hugo’nun ne denli eşsiz bir yazar olduğunun açık bir kanıtı olarak çıkar karşımıza.
Kitap konusu itibariyle farklı ve dikkat çekici bir kurguya sahip. Yazar, tüm insanların kör olduğu bir yerde bile düzenin ve sistemin nasıl şekillendiğini zekice yedirmiş kurguya. Aslında konuya baktığımızda çok imkânsız ve bizden uzak görünse de, inanın değil. Okudukça kendi dünyanızla öyle güzel uyuşturuyorsunuz ki, zamanla ne çok şeye kendi isteğimizle kör kalmışız diye düşünüyorsunuz. Kitabın distopya türünde bir eser olması bu düşünceyi destekliyor aslında. Körlük’ün nerede, hangi ülkede geçtiğini bilmesek de bir yerlere uydurmaya çalışmak çok zor olmayacaktır.