Bir taplu cizdim, odaya astım ve o odaya kimse girmedi.
Kimse bilmedi görmedi o tapluyu unutulmuş kalmış, benim gibi kendimi haps ettiğim dünyamda kimse görünmedi beni varlığım hiç bir zaman olmadı artık yok olmaya mahkum oldum.
Artık küflenmiş ve çürümeye bırakılmışım.
Çizen olduyda yaşadan olmadın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini,konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanların sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
Bazen gökyüzüne bakıyorum, bedenim yokmuşçasına yükseldiğimi, uzay boşluğunda, mutlak bir sessizlik ve karanlık içinde, zamanın sonuna kadar kaybolduğumu hayal ediyorum. Bilincin varlığı sayılmazsa, bunun ölümün bir tür tarifi olduğunun farkındayım ve bana hiç de kötü gelmiyor.