Zarathustra'nın zorlu haykırışından, “Rastlantıyla, işte dünyanın eski soyluluğu. Üzerlerinde hiçbir ölümsüz istemin isteği bulunmadığını söylediğim zaman, onu bütün nesnelere geri verdim!” deyişinden beri, Kierkegaard'ın ölümcül hastalığından, “ardından hiçbir şey bırakmadan ölümde sona eren bu dertten” beri, uyumsuz düşüncenin anlam yüklü, azap verici izlekleri birbirini kovaladı. Hiç değilse –bu ayrım çok önemli– usa aykırı ve dinsel düşüncenin izlekleri. Jaspers'ten Heidegger'e, Kierkegaard'dan Chestov'a, gönüngücülerden Scheler'e kadar, mantık düzlemiyle ahlak düzlemi üzerinde, özlemleriyle akraba, yöntemleri ya da amaçlarıyla birbirlerinin karşıtı olan bütün bu düşünceler ailesi, usun geniş yolunu kapatmaya, gerçeğin doğru yollarını bulmaya çabaladılar. Şu bilinen ve yaşanmış düşünceleri söylemek istiyorum burada. Göz diktikleri şey ne olursa ya da ne olmuş olursa olsun, hepsi de çelişkinin, uymazlığın, bu bunalımın ya da güçsüzlüğün egemen olduğu bu anlatılmaz evrenden yola çıktı.