Ece

Ece
@OutOfB
Bar tezgahının karşısındaki duvarda çeşitli içkilerin dizili olduğu raf vardı. Arkasındaki duvarda büyük bir ayna asılıydı ve orada kendimi görüyordum. Bir süre gözlerimi dikip baktım, doğal olarak, aynadaki ben de dosdoğru bana bakıyordu. Ve o anda birden şu hisle sarsıldım: Ben belki de yaşamımda bir noktada yanlış yöne gitmiştim. Takım elbise giymiş, kravat bağlamış halime bakarken bu hissim giderek kuvvetlendi. Baktıkça o kişi ben değilmişim, hiç görmediğim biriymiş gibi gelmeye başladı. Peki ama aynada yansıyan kişi -eğer o kişi ben değilsem- kimdi acaba? Hayatım boyunca ben de -pek çok kişi gibi- birkaç önemli yol ayrımından geçmiştim. Hani ya sağı ya solu seçmeniz gerekir. Ben de ya sağı seçmiştim ya da solu (nadiren bir yönü seçmem için açık ve net nedenim olmuştu; çoğunda o nedeni bir türlü bulamamıştım. Gerçekte o seçimi yapan da her zaman ben değildim. Kimi zaman o seçim beni seçmiş gibiydi). Ve şimdi buradaydım. İşte burada, birinci tekil şahıs olarak vardım. Eğer farklı bir yön seçmiş olsaydım, bu ben şimdi burada olmayacaktı. İyi ama şu an aynada yansıyan kimdi acaba?
Reklam
Heidegger, insan koşulunu soğukça ele alır, sonra da bu yaşamın alçaltılmış olduğunu bildirir. Tek gerçek, bütün varlıklar katındaki kaygıdır. Dünyada ve oyalanmaları arasında anlamını yitirmiş insan için, bu kaygı çabucak geçip giden kısacık bir korkudur. Ama bu korku kendi bilincine varmayagörsün, bunalım olur, uyanık insanın sürekli iklimi olur. ‘Varoluş kendini yeniden bulur' bu iklimde.
Zarathustra'nın zorlu haykırışından, “Rastlantıyla, işte dünyanın eski soyluluğu. Üzerlerinde hiçbir ölümsüz istemin isteği bulunmadığını söylediğim zaman, onu bütün nesnelere geri verdim!” deyişinden beri, Kierkegaard'ın ölümcül hastalığından, “ardından hiçbir şey bırakmadan ölümde sona eren bu dertten” beri, uyumsuz düşüncenin anlam yüklü, azap verici izlekleri birbirini kovaladı. Hiç değilse –bu ayrım çok önemli– usa aykırı ve dinsel düşüncenin izlekleri. Jaspers'ten Heidegger'e, Kierkegaard'dan Chestov'a, gönüngücülerden Scheler'e kadar, mantık düzlemiyle ahlak düzlemi üzerinde, özlemleriyle akraba, yöntemleri ya da amaçlarıyla birbirlerinin karşıtı olan bütün bu düşünceler ailesi, usun geniş yolunu kapatmaya, gerçeğin doğru yollarını bulmaya çabaladılar. Şu bilinen ve yaşanmış düşünceleri söylemek istiyorum burada. Göz diktikleri şey ne olursa ya da ne olmuş olursa olsun, hepsi de çelişkinin, uymazlığın, bu bunalımın ya da güçsüzlüğün egemen olduğu bu anlatılmaz evrenden yola çıktı.
Bütün engebelerini parmağımla izleyecek olsam, bundan fazlasını bilemezdim. Siz de tutmuş, kesin ama hiçbir şey öğretmeyen bir betimlemeyle bilgi vereceğini ileri süren, ama hiç mi hiç kesin olmayan varsayımlar arasında bir seçim yapmamı söylüyorsunuz. Kendi kendime de, dünyaya da yabancıyım; yardım umabileceğim tek şey de, bir şeyi kesinlemeye yeltenir yeltenmez kendi kendini yadsıyan bir düşünce. Beni ancak bilmeye ve yaşamaya yanaşmadığım sürece esenliğe kavuşturan, fetih isteklerini her türlü saldırıyı boşa çıkaran duvarlara çarptıran bu koşul nedir? İstemek, çelişkilere yol açmaktır. Aldırmazlığın, yüreğin uykusunun ya da ölümcül vazgeçişlerin verdiği bu zehirli esenliğin doğması için düzenlenmiş her şey.
Edebiyat
Gene bir gün gelir, insan otuz yaşında olduğunu görür ya da söyler. Gençliğini belirtir böylece. Ama, aynı anda zamana göre yerini de belirtir. Zamanın içinde yerini alır. Geçmesi gerektiğini söylediği bir eğrinin belirli bir anındadır. Zamanın malıdır, içinin ürpertiyle dolması üzerine, en kötü düşmanı olarak görür onu. Yarını istiyordu hep, bütün benliğinin bundan kaçınması gerekirken, yarının gelmesini diliyordu. Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte. Bir basamak daha aşağı inildi mi, yabancılık başlayıverir; dünyanın 'yoğun' olduğunu fark etmek, bir taşın ne denli yabancı, bizce kavranılmaz olduğunu, doğanın, bir görünümün bizi ne büyük bir güçle yok sayabileceğini sezinlemek. Her güzelliğin dibinde insan dışı bir şey yatar ve bu tepeler, gökyüzünün bu tatlılığı, bu ağaç dizileri kendilerine yüklediğimiz düşsel anlamı hemen o dakikada yitiriverir, yitirilmiş bir cennet kadar uzaktırlar bundan böyle. Bin yıllar ötesinden dünyanın ilkel düşmanlığı yükselir bize doğru. Yüzyıllar boyunca onda yalnız kendisine önceden verdiğimiz biçimleri ve çizgileri anlamış olduğumuza göre, bundan böyle bu yapmacıklığı sürdürmeye gücümüz yetmediğine göre, bir saniye için onu anlamaz oluruz. Yeniden kendi kendisi olduğuna göre, dünya bizce anlaşılmaz olur. Alışkanlıkla maskelenmiş bu dekorlar ne iseler gene o olurlar. Uzaklaşırlar bizden. Bir kadının alışılmaz yüzü altında, aylarca ya da yıllarca önce sevilmiş kadını bir yabancı gibi bulduğumuz gibi, bizi birdenbire böylesine yalnız kılıvereni bile arzulayabiliriz belki. Ama zamanı gelmemiştir daha. Bir tek şey: Dünyanın bu yoğunluğu ve yabancılığı, uyumsuz budur işte.
Sayfa 25