Hugonist-𝐆𝐨𝐭𝐡𝐢𝐜 𝐥𝐢𝐭𝐞𝐫𝐚𝐭𝐮𝐫𝐞-𝐝𝐚𝐫𝐤 𝐫𝐨𝐦𝐚𝐧𝐜𝐞
Sadece bedenleri,şekilleri,görüntüleri sevenlere ne yazık! Ölüm her şeyi yok edecek.Ruhları sevmeyi deneyin. Victor Hugo
“İnsan zihninin acıma duygusuna yenik düşmesi cana yakınlığın, nezaketin ve sevecenliğin eseridir, ki kadınlar gibi daha zayıf tabiatlı kişilerin buna daha yatkın olmasının sebebi budur”
Rousseau marjinal ve güçsüz kesimle özdeşleşen radikal biriydi. Kendini önemsese de büyük bir özgüven eksikliği çekiyordu ve yaşadığı süre boyunca aşırı duyarsızlık sayılabilecek davranışlarda bulunmuştu (örneğin beş çocuğunu da karısının ailesi tarafından kötü yetiştirileceklerini iddia ederek yetimhaneye yollamıştı). Yine de nesiller boyunca okurların gözünde en büyük iyilik elçisi sayıldı. Bilhassa siyasi radikaller onu, Maximilien Robespierre’in deyişiyle, kendini “hemcinslerinin iyiliğine” adamasıyla her yerdeki insan severlere ilham veren bir “kutsal” filozof mertebesine çıkardılar. Rousseau Fransız Devrimi’nden on sene kadar önce ölmüştü ama devrimciler iyi bir toplum tasarısı için onun metinlerine başvurduğundan, devrimin patlak vermesi itibarını göklere çıkardı. Erdemlerine ve yüce gönüllülüğüne düzülen methiyeler adeta bir ilaha dönüşmesine yol açtı. Öte yandan, muhafazakârlar kendisini bir yandan evrensel sevgiyi öğütlerken diğer yandan ailesine ve dostlarına zulmeden laf cambazı bir ikiyüzlü olmakla suçluyordu. 1790’larm ortalarına gelindiğinde devrimci iyilikseverliğin başat ikonu haline gelmiş, “merhametli” felsefesi yüzünden eşit ölçüde sevilen ve nefret edilen birine dönüşmüştü.