Devletlerin güç ve zaafı, milletlerin
ilerleme ve yozlaşması, yalnızca devlet
adamlarının ehil oluşlarından ve yönetim
kabiliyetlerinden veya
beceriksizliklerinden kaynaklanmaz.
Yöneticiler iyi veya kötü olsunlar,
kahraman veya zalim olsunlar, onlar
kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar.
Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır, halk
kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet
nasılsa, devlet adamları da onlar
gibidir. İşte bu nedenledir ki eskiden
beri “Her millet, layık olduğu idareye
ve devlet adamlarına sahip olur.”
denilmiştir.
“İnsan, kalbi çarptıkça umudunu yitirmemeli.”
Bir başka sayfada ise şöyle yazıyor;
“Eğer kalbi çarpıyorsa, eğer bedeni hâla sıcaksa,
İrade sahibi bir insanın ümitsizliğe kapılmasını kabul etmiyorum!”