"İyi şeyler birdenbire mi olur?"
Geçmişte yaşanan bir hayatın ötesinde; ölüm-kayıp sonrası bir yeniden doğuş öyküsü... Türkân, doyum sağlayamasa da kabullenmek zorunda kaldığı, bedel olarak da gençliğini ödediği bir geçmiş ile hesaplaşıyor. İki insan, aynı ev içinde, resmiyette kıyılmış bir nikâh zinciriyle çıkılmaz bir yalnızlığa mahkûm kalabilir. Bu zincir, onların konfor alanı olmuştur; zinciri kıramaz, birbirlerinden kopamazlar.
Türkân, uyku hâlindeki bir canlı gibi. Yaklaşık elli yılını doğmak için geçiriyor. Serzeniş yok dilinde; sabrı, beklemeyi ve olanı olduğu gibi kabullenmeyi biliyor. Üstelik aşkına da öylesine sâdık!
Çocukken annesini kaybetmesi ile başlıyor hayatı kabullenip olduğu gibi yaşayışı... Onu, öz teyzesine evlâtlık olarak bırakıp giden babasına dâhi kızgınlık beslemiyor. Orhan'a duyduğu aşk ve bekleyişlerin sorumluluğunu da kendi sırtlanıyor. Kitabı okurken Orhan'ın Türkân'a bir evlât borçlu olduğu hissinden alamıyorum kendimi. Çünkü bence Türkân çok güzel bir anne olabilirdi, mutlu da olurdu anne olsa. Neyse ki 'Mavi' ile ilgili kısım bu duygu boşluğumu dolduruveriyor.
" iyi şeyler birdenbire olur." fikrinin ötesinde, sabırla adım adım geliyor Türkân'ın hayatına müjdelenen baharlar. Geç olsa da mutlaka gelen ikinci , üçüncü... baharların ulağı oluveriyor Türkân. Yaşı kaç olursa olsun yeniden doğuşların Tanrısı'dır insan; kendini doğurur hep kendinden...