Asıl gerçeklik gizem ve yaşamdır. Yaşam yüksek hızla akan kimyasal maddeden büyük ölçüde farklıdır. Yaşam süregider. Yaşam maddenin bütün biçimlerinde sebat eden ateş parçacığıdır. Biliyorum. Ben yaşamın kendisiyim. On bin kuşakta yaşadım. Milyonlarca yıl yaşadım. Pek çok bedenim oldu. Ben, pek çok bedenin sahibi, süregidiyorum. Ben yaşamın kendisiyim. Ben hep parlayan ve ve zamana parmak ısırtan ve beden denilen, hep benim irademle işleyen ve geçici olarak işgal ettiğim madde bileşimlerinde, tutkumu gerçekleştiren sönmez kıvılcımım.
Bak şimdi. Algıda hızlı, duyumsamada becerikli, çeşitli hünerlere yatkın, en zorlu baskı araçlarıyla kıvrılıp bükülmeyecek ya da doğrultulamayacak denli sağlam ve güçlü benim bu parmağım; bu parmak ben değilim. Kes onu. Ben hayatta kalmayı sürdürürüm. Beden parçalanır. Ben parçalanmam. Beni oluşturan ruh bütün kalır.
Pekâlâ. Bütün parmaklarımı kes. Ben benim. Ruh bütün kalır. Her iki eli de kes. Her iki kolu omuz başlarından kes. Her iki bacağı kalçalardan kes. Ve ben, fethedilemez ve yok edilemez olan ben yine hayatta kalırım. Etin parçalanıp küçültülmesi beni azaltır mı? Kesinlikle azaltmaz. Saçlarımı kırk. Keskin usturalarla dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı tıraşla; hatta gözlerimi kökünden oyup çıkart; parçalanıp biçimsizleşmiş bedene tutunan biçimsiz kafatasının içinde hapsolmuş, kimyasal etin o hücresindeki hâlâ ben olurum; parçalanmamış, eksilmemiş.
Ha, yürek hâlâ atıyor diyorsun. Peki. Onu da söküp al ya da iyisi mi, etimden kalanı bin bıçaklı makineye fırlatıp kıyma yap ve ben, ben, anlamıyor musunuz, tüm ruhum, gizemim, yaşam ateşim ve yaşamımla ben bunlardan bağımsız ve uzağım. Ben can vermem. Yalnızca beden can verir ve beden ben demek değildir.
Sayfa 130 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları