Felsefe p4c

Felsefe p4c
@P4cfelsefe
Sanat; birçok gelip geçici ve güzel örneği olan, saklamak için yardıma ihtiyaç duyduğumuz deneyimleri muhafaza etmenin bir yoludur. Su taşıma işi ve o işi yapmamıza yardım eden araçla benzerlik kurulabilir. Rüzgârlı bir nisan günü bir parka gittiğinizi hayal edin: Kafanızı kaldırıp bulutlara bakıyorsunuz, güzellikleri ve zarafetleri karşısında içleniyorsunuz. Yaşamımızın gündelik koşuşturmasından uzaklaştığınızı hissederek keyifleniyorsunuz. Bulutlara bakıp daldığımızda bir süre tasalarımızdan kurtulup rahatlarız, kendimizi çok daha geniş bir evrenin içinde bularak egolarımızın sürekli yakınmalarını duymaz oluruz. John Constable'in bulut çalışmaları bizi her bir bulutun ayırt edici dokusu ve şekline, normalde olduğundan çok daha fazla dikkat kesilmeye, renklerindeki değişimlere ve nasil birleşip öbek olduklarına bakmaya davet eder . Sanat, karmaşıklığı derleyip toparlar, kısa bir süre için de olsa, ondaki en anlamlı yanlara odaklanmamıza yardımcı olur. Bulut çalışmalarını yaparken Constable, bizden meteorolojiyle daha yakından ilgilenmemizi beklemez. Kümebulutun kesin yapısını bilmek önemli değildir. Onun istediği, elbette, her gün başlarımızın üzerinde sessizce sahnelenen bu oyunun duygusal anlamını pekiştirerek daha kolay idrak etmemizi sağlamak ve bizleri ona hak ettiği şekilde hayatımızda merkezi bir yer vermeye özendirmektir. (resim : John Constable, Cirrus Bulutları)
Reklam
Öfkenin kötülükle eş değer olduğunu ve her ne şekilde olursa olsun saklanması gerektiği öğretilerek yetiştirilen bir çocuk, öfkeli hissettiğinde bu tür duygulara sahip olduğu için kendisinin kötü bir çocuk olduğunu düşünecektir. Bu durum da horlanmış çocuğu daha büyük bir psikolojik baskının içine çekecektir. Halbuki bize kötü muamelede bulunan anne ba baya karşı öfke beslememiz gayet doğal bir tepkidir. Ama öfke hissettiğimiz için cezalandırılırsak öfke bastırılarak derinlere gömülür ama orada kalır.
Psikoloji

Felsefe p4c

, bir kitap okudu
Puan vermedi·200 syf.·
14 günde okudu
·
2021 76. kitabı
M. Bilgin Saydam
6.7/10 · 55 okunma
Türk toplumunun sosyolojik tarihi açısından baktığımızda, önemli bir toplumsal kırılma yaşadığımızı söyleyebiliriz. X kuşağı olarak tanımlanan dönemin bugünkü ebeveynlerinin, hep sorumluluklarının hatırlatıldıgi bir çocuklukları oldu. Evdeki, okuldaki, hayattaki sorumlulukları sürekli olarak kendilerine hatırlatılan çocuklar, bugün sadece hakları olan bir kuşak yetiştiriyor. Bugünün çocukları neredeyse hemen her durumda haklarından dem vuruyor, sorumluluk almak konusunda istekli davranmıyor. Haklarla sorumluluklar arasındaki dengesizlik, Türk toplumunun 21. Yüzyıl'da çözüm bekleyen önemli sorunları arasında yer alıyor. Çocuğu liseye ya da üniversiteye geçiş sınavına hazırlanan velilerin pek çoğu, çocugumuz yeterince azimli değil diye kaygı duyuyor. "Azim", bir hedefi gerçekleştirmede bireyin önüne çıkan engeller ve zorluklar karşısında duygusal, bilissel ve davranışsal yılmazlığı ifade eden bir kavram. Ingilizcede "grit" olarak ifade ediliyor ve dayanıklılık, cesaret, metanet, kumtaşı, gögüs germek, dişini sıkmak, sebat etmek anlamlarini içeriyor. Ingilizce bilen bir kuşak değiliz ama hayattaki başarılarımızı açıklayan tek bir kavram arayacak olsak Ingilizce bilenlerimizin cevabı "grit" olurdu. Hedeflerini gerçekleştirmek için, önüne çıkan engeller ile savaşan, cesaret ve metanet ile bütün zorluklara gögüs geren dünün çocuklarının; çocuklarının önündeki bütün engelleri kaldıran, onlar adına savaşan, dişini sıkan ve onlar adına bu tün zorluklara göğüs geren ebeveynlere dönüşmesi günümüz sosyolojisinin çözmesi gereken en önemli sorunlardan biridir. Kendi yoksunluklarını çocuklarına yaşatmamak için elinden geleni yapan ebeveynler, çocuklarını, onları hayatta tutanen önemli özellikten, "azim"den yoksun olarak yetiştiriyorlar. Oysa unutmayalım ki, bizim kuşağımızın
Anlam, bizim bulduğumuz değil; içinde bulunduğumuz, koşullara başkaldırarak elde ettiğimiz özgürlükte yarattığımız bir şeydir. Hayatınızın anlamını yaratma sorumluluğunu üstlenmeniz gerekir.
Felsefe
Reklam