Dişavurumcular/Ekspresyonistler genellikle sert konuları ve sert duy guları ele alırlar. Yapukları resimlerde aşk açısı, nefret, kiskançlık, kin, ölüm ve hastalık gibi konular ağır basar. Toplum tarafından dışlanmış, kırılmış insanlar, onların firçalarında tablonun eksenini oluşturur. Hasta insanlar, dilenciler, sarhoşlar, fahişeler, palyaçolar... Hepsi tek tek çıkıp rollerini oynar ve öykülerini anlatırlar bu sahnelerde. Kisacası, ekspres yonist bir ressamın acılarla yoğrulmuş olması gerekir ya da beklenir. El bette bu konuda istisnalar da söz konusu, fakat çoğunun sansasyonel, acıyla örülü, kasvetli hayatlardan geldikleri bir gerçektir.
Sensiz nasıl yaşarım ?
Senin tatlı konuşmandan ,
aşkından nasıl vazgeçerimde bu vahşi ormanlarda
Kimsesiz yaşarım
Bir kaburgamı daha versem ve Tanrı
Bir havva daha yaratsa bile senin kaybını asla unutmam.
Doğadan gelen bir üstünlükleri olmamasına rağmen kendilerini diğerlerinden üstün sanan ve onlara hükmetmek isteyen insanlar hep vardı. Bu da sürekli bir savaş anlamına gelir; birilerinin sahip oldukları şeyleri korumak için başkalarına karşı savaşı, yani bitmez bir savaş. Anlaşmazlıklarda söz konusu olan yalnızca insanlar ya da mal varlıkları değildir. Bir fikrin savunucularıyla o fikrin yarattığı etki arasında da aynı şekilde bir uyuşmazlık vardır. Herkes kendi görüşünü diğerine dayatmak ister, ötekini kendinden farklı görüp aşağılar. İnsanların birbirlerini karşılıklı olarak ortadan kaldırmaya yönelik eğilimi de işte buradan çıkar.