Hegel'e göre, Hıristiyanlıkta kendimize değil- yoksa bu saçma olurdu- kendi içimizdeki "kutsal ilkeye" ibadet ederiz. (Hegel bu düşünceyi daha sonra "doğa felsefesi" altında gözden geçirecektir.)
25 yıl sonra biz senle belki yine Benusen'de surlara çıkarız. Ama biraz yaşlanmış oluruz. Senle beraber bütün Karadeniz'in etrafını bisikletle dolanırız. Batum'da chacha içer, hüzünlü Gürcü şarkıları dinleriz. Sovim'de Mayakovsky'nin evine götürürüm seni. Yalta'da doktor Chekov'dan öyküler okuruz. İçelim ve birbirimize sen diyelim diyip Moskova- Petrushki treninde vodka içeriz. Varna'da "karşı kıyıdan sesleniyorum, sesimi işitiyor musun Mehmet, Mehmet?" Diyip Nazim'i yad ederiz. Sonra haritayı açarız, gözümüzü kapatırız, parmağımizi koyarız bir noktaya, derim yürü! Dünya haritasına. Sonra ben belki politikaya atilirim. Ama sadece ulaştırma bakanı olurum ha! Bütün ülkeyi demiryolları ile döşüyorum. Sadece Batıdan Doğuya değil; Doğu'dan Karadeniz'e, Karadeniz'den Akdeniz'e uzun uzun demiryolları. Sonra her bölgede yok olmakta olan diller ve kültürlerle ilgili enstitüler kurulmuş olur. Sonra, sonra belki her şey değişmiş olur. Sonra çalışma saatleri beş saat olur. Sonra, otuz yıldır içinde bulunduğumuz bu çatışma ortamı ile ilgili hakikatleri araştırma komisyonu kurulmuş olur. Sonra... ne çok sonra var değil ?