Cemaleddin Afganî:
Ben Sultan Halife Abdülhamid'in resmi davetlisi değil miydim? Tıpkı Şah'ın yaptığı gibi, o da bana mektup üstüne mektup göndererek ömrümü kâfirlerin arasında geçiriyorum diye suçlamamış mıydı beni? Aslında şu cevabı vermekle yetinmeliydim. Şu güzel memleketlerimizi birer zindana çevirmeseydiniz, gidip Avrupalıların yanına sığınma ihtiyacı duymazdık.
Cemaleddin Afganî:
Tutsaklığın ıstırabını çekmiyorum, yakında gelecek ölümden korkmuyorum. Tek üzüntü kaynağım, ektiğim tohumların filizlendiğini görmemek. Zorbalık Doğu'nun haklarını ezmeye ve yobazlık onların özgürlük çığlığını boğmaya devam ediyor. Eğer tohumların, sarayların (Osmanlı Sarayı) çorak topraklarına değildir de bereketli halk tarlalarına atsaydım daha başarılı olurdum belki. Ve sen, en büyük umutlarımı bağladığım İran halkı, bir adamı (İran şahı) ortadan kaldırarak özgürlüğüne kavuşanbileceğini sanma. Yüzlerce yıllık geleneklerin ağırlığını sarsmayı göze alman gerek.