“..Hayatimizin, birtakim ehemmiyetsiz teferruatin oyuncagi oldugunu, çünkü asil hayatin teferruattan ibaret bulundugunu görüyordum. Bizim mantigimizla hayatin mantigi asla birbirine uymuyordu.. Bir kadin, trenin penceresinden disari bakabilir, bu sirada gözüne bir kömür parçasi kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovusturur ve bu minimini hadise dünyanin en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi.. Yahut bir kiremit hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak, devrin gipta ettigi bir kafayi parcalayabilirdi.. Göz mü mühim kömür parcasi mi, kiremit mi mühim kafa mi diye düsünmek nasil aklimiza gelmiyorsa ve bütün bunlari nasil hic mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatin daha baska türlü bircok cilvelerine de ayni tevekkülle katlanmaya mecburduk...”