Vazgeçmek diye bir şey yok.
Her şey umutsuz görünse bile, felaketin içinde bile insanın uğruna savaşacağı bir şey vardır — bazen sadece eve dönebilmek için…
Kahve soğumadan iç. Hayat bitmeden yaşa. Başımıza gelenleri değiştiremeyiz, ama onları kabul edebiliriz. Yolumuza devam edebiliriz. Yaşamanın yeni yollarını bulabiliriz. Hayatı olduğu gibi kabullenmeyi anlatan çok güzel bir kitap.
Hikâye, hükümdar ile kölesi arasındaki ilişkiyi anlatır. İktidar tutkusunu ve gücün baş döndürücü etkisini gözler önüne serer. Yazar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim biçimini ve uygulamalarını açıkça dile getirmese de eleştirel bir üslupla ele alır. Haklı olarak pek çok konu sorgulanır; ancak okur bunun farkına varsa bile, hikâyedeki kölenin aynı döngü içinde kaybolmuş olduğu görülür.
Hikâyeyi Japon animesinden biliyor olmama rağmen, yine de sürükleyici ve olağanüstü derecede hüzünlüydü. Kitabın verdiği ders şudur: Hayattaki tüm zor zamanlara ve talihsizliklere rağmen, insan başkalarına karşı neşesini ve iyiliğini kaybetmemelidir. En zalim insanlara bile bazen bir gülümsemeyle yaklaşmalıyız; çünkü bir gülümseme bazen bin kelimeden, her kötü eylemden daha güçlüdür. Hepimiz bir hikayeyiz; hikayemizi nasıl yazdığımız bize bağlı...
„Zaten bir hikâye. Her şey bir hikâye. Sen bir hikâyesin, ben de öyleyim.“
75 yıldan fazla bir süre önce yazılmış olan bir kitap, bugün her zamankinden daha güncel. Ele alınan temalar güncelliğini koruyor. Gerçek nedir, bize inanmaya zorlanan yalan nedir? Bizim büyük biraderimiz kim? Düşüncelerimiz gerçekten özgür mü, yoksa sadece öyle olduğuna mı inanıyoruz?
— Kitaptan çıkardığım sonuç: Sevmeyi bıraktığımız anda artık insan olmaktan çıkarız.