Derlerdi ona bütün melekler
Hâkinde senin Sezai bekler
Bekler gibi bir yetimi mâder
Bekler gibi bir mezarı ahter
Bekler gibi âfıtabı hâver
Bekler gibi zül-celâli mahşer
———————————————
Derlerdi ona bütün melekler
Toprağında senin Sezai bekler
Bekler gibi bir yetimi anne
Bekler gibi bir mezarı yıldız
Bekler gibi güneşi doğu
Bekler gibi Allah'ı mahşer"
İslam Bey - Evet beyim! Benim inancıma göre, Allah'ın bu türlü bağışları sebeplerle, liyakatle gelir... Ne yaptım mı diyorsun? Her yaptığını bilmem, șu kadar bilirim ki kendini gerçekten insan etmişsin. Beyim, şu tabyada hepimiz organdık, âlettik; ruh sendin. Ölümden korkmadın -Hiç ruh ölümden korkar mı?- Senin korkmadığını gördüğü için kimse de korkmadı. Herkese örnek oldun. Övgü için, övünmek için söylemem; benden, kızından, Abdullah'tan başka kimde gayret gördünse, o gayretin birazı da senin sayendedir. İşte bak, Allah sen yürekte olan insanları dünyada da mahzun bırakmaz, ahirette de...
Peki niçin? Niçin her iki durumda da kızın doğasını da racık bir kalıba sıkıştırıp, böylesine katı bir çerçevenin içine hapsetmeye kalkıştım, diye kendi kendine sordu. Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı. İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu. Belki de kadına adeta bir sfenks karakteri yüklenmesinin temelinde büyük ölçüde, erkeğinkinden hiç de geri kalmayan eksiksiz insaniyetinin bu ağır basitleştirmeyle örtüşmemesi yatıyordu.
'Efendi, emin olun, gördügünüz her sima, göstermek istedigi aydınlık bir vicdanın hakiki yan sıması degildir. İyilikseverlik belirtileriyle parıltılı buldugunuz çehrelerden çogunu, bir anlık o dogal ikiyüzlülük örtüsünden sıyrılmış görseniz dehşetinizden Hakk'a sıgınırsınız. Tarlı görü nen ne kadar tebessümler vardır ki her biri gizli bir nefretin, akak bir emelin aldahcı yaldızı hükmündedir'