Yüz hatlarının antik heykelleri andıran keskinliği, güzelliğine bir ciddiyet, bir ağırbaşlılık katıyordu. Ama bu ciddiyet ve ağırbaşlılığın altında, bu kederin altında, bir çocuğun küçük, masum yüzü seçiliyordu; yüzünde alabildiğine naif, oturmamış, genç bir ifade vardı ve sanki sessizce merhamet diliyordu.
Bu sessiz aşkta, yalnız bakışların o tapan öpücüğünde bir şiir yüceliği vardı ki fazla, küçük bir harf onun ruhunu incitebilirdi.
İstediği şey sadece bir rastlamak; bir dakika daha o siyah gözlerin etkisi altında titreyip kalmaktan başka bir şey değildi. Varlığının ta derinliklerinde ruhunu bulup da onu kopararak kahredici bir avuç içinde sıkan, ezen, öldüren; ama tatlı bir eziyet içinde öldüren o siyah gözlerin karşısında bir dakika daha bulunmak.
Kızın o saf, Martin’in içine nüfuz edecek ve oradaki tüm pisliği dışarı çıkarıp attıktan sonra onu yıldızların ışığı kadar mesafeli, yumuşak ve kadifemsi bir semavi parlaklığın içinde yıkayacak kadar masum yüzüne bakarken kendi kendine gülümsüyordu. Dünyada edepsiz şeylerin de olduğunu biliyoruz! Aşkını böylesi muzipçe ifade ettiğini düşünerek içten içe gülerken, onun o bildiği şeyleri alıp koynuna sokası geldi. Bir an sonra da gayet iyi bildiği ve içinde gezdiği koskoca bir edepsizlik denizi, çakıp geçen sürüyle ayrıntısıyla beraber gözlerinin önünden geçince hikâyeyi anlamadığı için Ruth’u affetti.