Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Erkekte, insanca aşk, sevilen kadının bütünlenmiş ve bağımsız bir birey olmasını ister ve onu böyle olması yönünde yüreklendirir. Oysa romantik aşk, sevildiği zannedilen kadını erkeğin hayal ettiği gibi, animaya mümkün olduğu kadar çok benzediğince beğenir. Romantik aşkın egemenliği altında bulunan bir erkek, kadınını, değişmeye razı olduğu ve üzerine kendi kendini yansıtabildiği müddetçe onaylar ve beğenir. Böyle bir erkek, sevdiğini zannettiği kadının doğal bireyselliği ile asla mutlu olamaz.
İnsanca aşk, sevgiliyi bir birey olarak görür ve onunla tam anlamıyla bireyselleştirilmiş bir ilişki kurar. Oysa romantik aşk, sevgiliyi dramın bir oyuncusu sayar.
Eğer bir çift, birbiriyle gerçek bir ilişki kurmuşsa, insan yaşamının bütün boyutlarına birlikte girmeye gönüllüdürler. Böyle bir çift, donuk ve durgun, güç ya da sıradan nesneleri bile yaşamın kıvanç dolu, doyurucu bölümleri haline dönüştürebilirler. Bunun tam tersine, romantik aşk, ancak kadınla erkeğin birbirlerinden etkilenerek -sanki eroin almış gibi- bulutlarda uçtukları ya da paraları bol olduğu ve eğlencelerindeki heyecan devam ettiği müddetçe yaşar. İnsanca aşk; kadınla erkeğin, aralarındaki aşkı coşku veren fantazinin sarhoşluk havasından kurtarıp dünyasal, pratik ve içten bir düzeye yükseltmeleri anlamına gelir.
İki birey arasındaki gerçek ilişki, o iki bireyin birlikte yaptıkları küçük şeylerle yaşanır: günün kargaşalı işleri sona erdikten sonra yapılan sakin konuşmalar, anlayış ifade eden yumuşak bir iki söz, günlük beraberlik, güç bir durum karşısında verilen cesaret, hiç beklemediği sırada sunulan küçük bir armağan ve kendiliğinden yapılan bir aşk jesti...
Ego, sadece kendini düşünür; oysa aşk, ne kadar acı çekerse çeksin iyidir, naziktir. Ego kıskançtır, büyük güce ve kontrole sahip olma yanılsamasıyla sürekli olarak önem kazanma yollarını arar; oysa aşk kendini övme peşinde değildir, asla böbürlenmez, kendi önemini büyütmeye çalışmaz. Kendini evrenin merkezi gibi gören ego, her zaman ihanet edebilir -çünkü her şey kendisi içindir-; oysa aşk, etkilerinin sınırını iyi bilir ve asla yenik düşmez. Ego, sadece kendini ve kendi arzularını onaylar; oysa aşk, kendine bir yol aramak ihtiyacında değildir. Aşk, yaşamı bütünüyle beğenir ve onaylar, her güçlüğe katlanır, her yükü çeker, umutlarla doludur ve inanmakta güçlük çekmez.