Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Bir rüya gölgenizi gündeme getirdiğinde veya bir arkadaşınız bir kusurunuza işaret ettiğinde, doğal tepki onu inkâr etmek ve "Ben o kadar da kötü değilim" diyerek kendinizi savunmak veya omuz silkip "Ben böyleyim" demek, o da olmazsa derin bir nefes alıp gerçekte olduğunuzdan daha iyi olmaya çalışmaktır. Bunlar hatadır. Gölgenin kabul edilmesi ve hakkının teslim edilmesi gerekir. Bu şüpheli misafiri yemek masasına davet etmeli, onu elinizden geldiğince uygarlaştırmalı ve neler sunabileceğine bakmalısınız. Onu dışarıda bırakıp ortalığı velveleye vererek veya sinsi sinsi dolaşarak sorun yaratmasına müsaade edemezsiniz.
Her çocuk gerekli olan ego gelişim sürecine ebeveynlerin, kardeşlerin, bakıcıların ve diğer önemli sevgi ve onay kaynaklarının yarattığı psikolojik atmosferde başlar. Topluma uyum sağlamak, gelişen bilincimizin düzenleyici ilkesi olarak hizmet etmek üzere bir ego (bir 'ben') yaratılmasını gerekli kılar. Ego gelişimi iyi olarak algılanan ve teşvik edilen ile özdeşleşirken, içimizde 'yanlış' veya 'kötü' olanı bastırmamıza bağlıdır. Bu, gelişen kişiliğe kaygıyı bertaraf etmek ve olumlu kabul kazanmak için stratejik bir avantaj sağlar. Biz dünyaya açılırken ego dış etkiler ve deneyimlerin etkisiyle değişime uğrar ve yaşamın ilk yarısı boyunca gelişmeye devam eder.
Büyük Zen Piri Joshu'ya, "Temel öğretiniz nedir?" diye sorulduğunda, " Sıcakken sıcaktır, soğukken soğuktur," demiş.
Bu soruyu soran, büyük bir düşünürmüş. Demiş ki, "Benimle alay mı ediyorsunuz? Felsefeniz bu mu? 'Sıcakken sıcaktır, soğukken soğuktur'?"
Joshu demiş ki, "Öğrencilerime öğrettiğim şeyin tamamı budur: sadece anda yaşayın, her ne bu olursa -sıcaksa sıcaktır- aksini arzulamayın."
Gerçi henüz imparatorluğun her tarafında, dînin amel kısmı olan ibâdet ve ibâdethâne gürül gürül işliyordu. Fakat ibâdetin rûhu olan ilim ve îmân körleşmiş, dînin felsefe ve ilmini temel prensiplerin ışığında tefsir ve inşâ edecek salâhiyetli bir teoloji kadrosu kalmamıştı. Şu halde şimdi gürül gürül aktığı görülmekte olan bu nehrin, yakın zamanlarda suyu baştan ve tamamen kesilecek, böylece de ortada, bomboş bir dere yatağı ile cehâlet çakıllarından ve taassub taşlarından başka bir şey kalmayacaktı.