Zarif aşkın, üç tanımlayıcı özelliği vardı. Bunlardan birincisine göre, şövalye ile leydisi asla cinsel ilişkide bulunmamalıydı. Onların aşkı idealize edilmiş, ruhsal bir ilişkiydi ve fiziksel dünyanın kabalığından kurtulup yücelmeyi, incelmiş duygulara erişmeyi amaçlıyordu. İkinci özellik gereğince, şövalye ile leydisinin asla evlenmemeleri gerekiyordu. Çünkü zarif aşkın leydisi genellikle zaten başka biriyle evli olurdu. Şövalye o evli leydiye aşık olur, hizmetine koşmak için can atar, onu kendi ruhsal esinlerinin odak noktasına yükseltirdi. Onunla senli-benli bir yakınlık kurmayı asla aklından geçirmezdi. Çünkü ancak sıradan, ölümlü bir kadınla senli-benli olunabilirdi; oysa zarif aşkın leydisi insanüstü, Tanrısal bir kişiliğe sahipti ve şövalyenin onu, aynı zamanda hem ölümsüz kadınsılığın bir simgesi olarak görmesi hem de kendi iç dünyasındaki kadınsı ruh olarak kabullenmesi icab ediyordu. Öte yandan zarif aşkın üçüncü özelliği, aşıkların birbirlerine ateşli istekler duymaları koşulunu getiriyordu. Bu istekler yüzünden dayanılmaz acılar çekmeli ama o isteklere insanüstü bir güçle direnmeliydiler. Direnmenin başarılı sonuç vermesi için, aşıklar birbirlerini fiziksel yapılarından ayırıp soyutlaştırmaya çalışır, bedenleri ile değil, ruhlarıyla yakınlaşmaya gayret ederlerdi. Bu direnme sayesinde zarif aşk ölümlü insanların basit ve aşağılık düzeyine düşmekten kurtulur, aşıklar arasındaki ilişki cinselliğin ve evliliğin üzerinde kalırdı.