Pagos

Pagos
@Pagos35
Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
"Yoksulluk", "saflık", "çocukluk" hepsi de bir tek ve aynı şeydir. Bütün bu sözcüklerin ifade ettiği sadelik, yoksunluk ve zühd gerçekte kişinin bütünlüğü olan bir "yokluğa" çıkar sonuçta. Aynı şekilde, "hareketsiz olmak" da eylem bütünlüğüdür, çünkü bütün öteki özel eylemler oradan türemektedir. "İlke her zaman hareketsizdir ama bununla birlikte her şey O'nun tarafındandır." İşte böylece merkezi noktaya ulaşan varlık, insan olma halinin bütünlüğünü gerçekleştirmiş olur. Bu Taoizmin "gerçek insan"ı (tchenn-jen)'dır. Bu noktadan hareket ederek, yüce hallere ulaşmak için olanaklarının tam bütünlüğünü sağlayınca, İlahî insan (cheun-jen) olacaktır; bu da İslâm tasavvufunun "kâmil insan" (el-insanu'l-kâmil)'ıdır. Böylece şunu söyleyebiliriz: İlkenin karşısında gerçekten "fakirler" zuhur açısından "zenginler"dir. Tersi de söylenebilir. İncil'deki şu sözle bunu net olarak açıklamaktadır: "Sonuncular birinci olacak: birinciler sonuncu olacak." Buna göre, bir kez daha şu sonuca varabiliriz: Bütün geleneksel öğretilerin tam anlamıyla uyumu tek bir Hakikatin değişik ifadelerinden başka bir şey değildir.
Sayfa 54 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Lao-tseu "her kim yokluğun en yüksek derecesine ulaşsa, diyor, sarsılmaz bir biçimde iç diriliğine kavuşmuş demektir." Kökenine yani aslına, hem ilk menşei hem de en son ulaşacağı İlke'ye, tekrar dönmek demek, bir iç dirilik haline girmek demektir. "Yokluktaki huzur tanımlanamaz bir haldir. O ne alır ne verilir; ancak oraya ulaşıp yerleşilebilir." Bu "yokluktaki huzur" İslâm tasavvufundaki "büyük huzur"dur (Es-Sekine). Aynı zamanda bu, varlığın merkezindeki "ilahî huzur"dur; İlahî İlkeyle birleşerek içiçe girmiş olan bu huzur ancak varlığının bizzat merkezinde gerçekleştirilir.
Sayfa 50 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu
İlahî sıfatların bağımsız varlıklar olarak değerlendirilmesinden doğan, Tanrıyı kişiselleştirme fikri "çoktanrıcılığın" mümkün olan tek kaynağıdır. Zaten bu eğilim yaratılış ve zuhûr devrelerinin gelişimi içinde ilerlendikçe daha da yoğunlaşır. Çünkü varlığa sürekli eşlik eden manevî körlük nedeniyle bizzat bu gelişim çokluğun içine giriş demektir. İşte bunun için en son ve en yeni geleneksel sistemler çok net bir biçimde Tevhidin zahirde doğrulanıp onaylanmasını anlatmaları gereken sistemlerdir. Gerçekten de bu doğrulama hiçbir gelenekte İslâm'da ki kadar net ve büyük bir ısrarla ifade edilmez. Hatta tabiri caizse, İslâm, her tür doğrulamayı tevhidde yoğurmuş gibidir.
Sayfa 46 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu
Tevhid öğretisi, yani her tür varlığın varoluş ilkesinin öz olarak Bir olduğunu doğrulamak, bütün sahih geleneklerin (dinlerin) temel ortak noktasıdır. Hatta diyebiliriz ki, aynı terimlerle ifade edildiklerinden de anlaşılacağı gibi, temel özdeşlikleri bu nokta üzerinde toplanmaktadır. Gerçekten "tevhid" söz konusu olduğu an bütün ayrılıklar ortadan kalkar. Çokluğun içine girildikçe biçim ayrılıkları ortaya çıkar. İfade biçimleri de ilişkili oldukları nesnelere oranla çoğalır. Yer ve zaman durumlarına uyum sağlayabilmek için, sonsuz olarak değişmeye elverişli bir durum alırlar. Oysa "tevhid öğretisi" birdir, arapça deyişle "Et-Tevhidu vâhidün" yani her yerde ve her zaman aynıdır. Tıpkı ilke gibi çokluktan ve değişkenlikten uzaktır. Asla değişikliğe uğramaz, çünkü değişkenlik olağan varlıkların niteliğidir.
Sayfa 45 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu
Çünkü hakikat, zâhir-bâtın ayrımının ötesindedir. Mukayese ve karşılıklı bağıntıyı içerir: Merkez bütün noktaların en iç noktası olarak gözükür; ama oraya ulaştıktan sonra ne iç ne de dış söz konusu olur. O zaman her tür olağan fark tevhid içinde çözülerek kaybolur. İşte bunun içindir ki Allah hem İlk hem Son (El-Evvelü ve l-Ahiru, hem Zahir hem Bâtın'dır. (Ez-Zahirü ve l-Bâtınu) Çünkü hiçbir şey O'nun dışında olamaz. Tüm hakikat O'ndandır. Çünkü bizzat O Mutlak Hakikattir. O Haktır. (Hüve'l-Hakk)
Sayfa 43 - İnsan Yayınları·Kitabı okudu