Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Kolaylıkla görüldüğü gibi bugünkü modern görüş, kompleksin hasta tarafından uydurulduğunu, "düşlendiğini" ve hasta istemezse kompleksin de var olmayacağını ileri sürdürmektedir. Oysa, komplekslerin önemli bir özelliğe sahip oldukları (bu kuşku götürmez), organik olmayan, yani itilmiş düşsel acıların da en az bedensel acılar kadar gerçek olduğu, bir hastalık korkusunun, hasta ya da hekim istediği kadar bunun düş unsuru olduğunu ileri sürsün, kaybolmaya eğilim göstermediği ortaya konmuştur.
Bugün, bilincin bölündüğü yaygın olanakların varlığını Pierre Janet yönetimindeki Fransız psikopatoloji çalışmalarına borçluyuz. Janet ve Morton Prince dört beş ayrı kişiliği ayrıştırmayı başardılar. Bunun sonucunda, her bir kişilik parçasının kendine özgü bir bütünleyici niteliği ve kendi belleği bulunduğu anlaşıldı. Bu kişilik parçaları yan yana olup, birbirlerinden bağımsız bir durumda bulunmakta ve her biri özerkliğin en uç noktasında yer almaktadır.
Bilimsel konuşmak gerekirse, "coşkulu kompleks" nedir? Engellenmiş ruhsal bir durumun coşkulu ve canlı bir imgesi, hem de bilinçli olağan davranış ve görünümle hiç uyuşmayan bir imgesidir: Güçlü bir iç bağdaşımla, bir tür bütünlükle ve son derece yüksek bir bağımsızlıkla donanmıştır. Bilinç düzenlemelerine bağlılığı bir anlık, geçivericidir. Bunun sonucunda da bilinç alanında kendine özgü bir yaşam sürdürür. İrade gücüne dayanarak bir kompleksi bastırmak, başarısını engellemek her zamanki gibi olasıdır. Ancak hiçbir istenç gücü onu bütünüyle ortadan kaldırmayı başaramaz, ilk olasılıkta yeniden eski gücüyle ortaya çıkacaktır.
"Ruh" ile eşdeğerde olan bilinç birimi, iradenin üstünlüğü, komplekslerin varlığında kuşkulu bir görünüme bürünürler. Her kompleks salkımı bozuk bir bilinç durumunu ortaya çıkarır: Bilinç birimi kaybolmuş, irade isteği olanaksızlaşmış olmasa bile, hayli kösteklenmiş durumdadır. Bellek de, daha önce gördük, bundan son derece etkilenir. Bundan çıkaracağımız sonuç şudur: Kompleks, enerjik bir açıdan zaman zaman bilincinkini de aşan bir güce sahip ruhsal bir etkendir. Öyle olmasa bilinç etkinliğine bu denli baskın çıkma olanağı bulamazdı. Aslında, etken bir kompleks bizi bir süre, sınırlı sorumluluk adıyla anılan yasal kavramın kimi ilintilerini ortaya koyan bir duruma, yani bir tutsaklıkdurumuna, ilgisiz davranışlara ve değişmez düşüncelere iter.
Bugün herkes "insanların kompleksleri olduğunu" biliyor. Komplekslerin biz insanlara egemen olabileceği gerçeği ise, herkesçe bilinmese de, ancak bugün kuramsal önem taşıyan bir bilgidir.