Acılarının kaynağı olan şeyin manevi sevincinin kaynağı olduğunu, ayıpladığı, kınadığı ve nefret ettiği zamanlarda çözümlenemez görünen şeyin, bağışladığında ve sevdiğinde basit ve açık bir şey olduğunu hissetmişti birden.
Ama zaman geçti, artık kendimi aldatamayacağımı, dipdiri bir kadın olduğumu, bunda benim suçumun olmadığını, Tanrı’nın beni böyle yarattığını, benim için sevmenin ve yaşamanın gerekli olduğunu anladım.
Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı.
İşte o zaman çevremdeki insan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum; ama hiçbirinde aklı başında bir insanın o sakin özgüveni yok.
Sanki o hayvansılık içlerinde boy atıyormuş, adalılardaki o aslına dönüş çok geçmeden hem de daha büyük ölçüde yeni baştan sahneye çıkacakmış gibi geliyor bana.