Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı.
İşte o zaman çevremdeki insan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum; ama hiçbirinde aklı başında bir insanın o sakin özgüveni yok.
Sanki o hayvansılık içlerinde boy atıyormuş, adalılardaki o aslına dönüş çok geçmeden hem de daha büyük ölçüde yeni baştan sahneye çıkacakmış gibi geliyor bana.
Ne var ki herhangi bir din ya da düzeni resmen benimseyerek zihinsel gelişmesini kısıtlamak yanlışını hiçbir zaman yapmadı. Bir geceliğine barınak olacak, hatta yıldızların parlamadığı, ayın doğmadığı bir gecenin birkaç saatinde sığınılabilecek bir hanı, içinde yaşanacak bir ev sanmak yanılgısına asla düşmedi. Sıradan şeyleri gözümüze olağanüstü göstermek gibi harika bir etkisi olan mistisizm ve nedense çok zaman onu izleyen gizemli antinomianism akımı onu bir mevsim oyaladı.