📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kötü insanları anlatıyor bu kitap. İnsan kaçakçısı bir babayı (Ahad) ve kötü bir adamın elinde öksüz büyüyen dahi bir psikopatı, Gaza’yı anlatıyor. En iyi arkadaşları; insanları gemiyle Yunanistan’a kaçıran korsan kardeşler Gaza’nın.
Gaza’nın ağzından okuyoruz yazılanları, yer yer gerçekten kendisinden nefret ediyorsunuz, bazen kendisine acıyor; bazen de ağzını burnunu dağıtmak istiyorsunuz, öyle değişik bir karakter. Sosyopat bir Dahi, çok başarılı bir öğrenci, insanları manipüle etmede çok mahir bir kişi. Tuhaf bir karakter kısaca, asla empati yapamadığım, haberlerde ölüm haberi gelse üzülmeyeceğim bir karakter.
İnsan kaçakçılığı denilen iğrenç suçu çok güzel resmetmiş Hakan Günday. Romanı okurken Ortadoğu’da insan hayatının değersizliği bir kez daha tokat gibi çarpıyor yüzüne insanın, ha bir fazla ha bir eksik, nakliyeciye ödemeni tam yaparsan kimse ilgilenmiyor bile ölenle.
Bildiğimiz, duyduğumuz ya da okuduğumuz şeyleri anlatıyor Hakan Günday. “Yeraltı Edebiyatı” kavramının içini dolduruyor sonuna kadar. Biz istemesek de kötü insanlar olacaklar, biz istemesek de birileri bu pis işlere göz yumacak, biz istemesek de bu uğurda bir sürü insan ölecek.
Muazzam kitap, okuyunuz.
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
Sonra her şey değişti... Ve elbette, askerler ayaklandı. Bize büyük ve güçlü bir ordu lazım, böyle bir toprağımız var; dünyanın yarısıyla sınırımız var. Güçlü olduğumuz sürece sayıyorlar bizi, güçsüz olunca hiçbir "yeni fikir" kimseyi hiçbir şeye ikna edemez. Şahsen Ahromeyev birçok kez ona rapor vermişti... O sırada başlamıştı aralarındaki başlıca uzaklaşma...Şimdi hatırlamak bile istemediğim küçük konularda çatışmalara... Gorbaçov'un konuşmalarında her Sovyet insanı için önemli olan sözcükler kaybolmuş durumdaydı: "Uluslararası Emperyalizmin Entrikaları" , "karşı saldırı" , "okyanus ötesi kodamanlar"... Bütün bunları silip atıyordu. Varsa yoksa "glasnost düşmanları" ve "perestroyka düşmanları". Kendi çalışma odasında küfredip onlara moron derdi. "Sanat Meraklısı" ymış "Rus Ghandi'si" ymiş... Kremlin koridorlarında çınlayan cümlelerin en nahoşları da bunlar değildi. "Kremlin ihtiyarları" tabii şok içindeydi, felaketin kokusunu almışlardı: Kendi batacak, herkesi de sürükleyecek. Amerika için biz "şeytan imparatorluğu" yduk, bizi haçlı seferleriyle korkutuyorlardı... "Yıldız savaşları"yla... Bizim başkomutanımız ise Budist keşiş gibi bir şeydi: "Dünya ortak evimizdir" , "zorlamadan ve kansız değişim" , "Savaş artık politikanın devamı değildir" vb...
Gorbaçov basit bir devlet memuruydu. Ondan önceki genel sekreterler ordudandı ama o Moskova Üniversitesi Felsefe Fakültesi'ndendi. "Savaşmaya mı Hazırlanıyorsunuz?" diye sormuştu askerlere. "Ben hazırlanmıyorum. Sadece Moskova'da , bütün dünyadakinden daha çok general ve amiral var." Daha önce kimse askerlerle böyle konuşmamıştı, onlar önde gelen insanlardı. Politbüro'da önce ekonomi bakanı değil, savunma bakanı konuşurdu: Ne kadar silah üretildiğini anlatırdı, video üretimini değil. Bu yüzden video bizde ev bedelindeydi.