Mustafa

Mustafa
@Panam
Deus Ex, Sci-Fi
8/10
·384 syf.··
2022 124. kitabı
İnsanların diğer insanlarla olan iletişimin önemini bize hatırlatan ilgi çekici bir kitap. Kitap yalnızlığın sandığımızdan daha büyük bir sorun olduğunu, bağımlılık gibi birçok farklı sorunun kök nedeni olabileceğini, yalnızlığın hem bedensel hem ruhsal nasıl ciddi sıkıntılara yol açabileceğini, yalnızlığın nasıl sinsi taraflarının oluğunu ve dahasını anlatıyor. Yalnızlık konusunda belli bir bilinç kazandıracağını düşünüyorum. Her insan belli dönemlerinde kendisini yalnız hissetmiş olabilir. Genel olarak sapiensin sağlıklı kalabilmesi için ne gibi ihtiyaçları bilmek ileride karşılaştığımız sorunlara daha bilinçli bakabilmemizi sağlayabilir. Bu kitap işin iletişim kısmını ele alıyor. Her insanın sağlıklı ve derin ilişkiler kurabildiği insanlara ihtiyacı var. Bu yemek, su ihtiyacı kadar temel bir ihtiyaç. Kitap bu ihtiyacımızın gideremediğiniz takdirde ne gibi sorunlarla boğuşabileceğimizi çeşitli insanların hikayeleri üzerinden de anlatıyor. Birçok kişinin hangi nedenlerle yalnızlık sorunuyla yüzleştiğini ve bazılarının buna ne gibi çözümler getirdiğini görüyoruz. İnsan ilişkilerinin çok daha güçlü olduğu, statü, zenginlik gibi şeylerin yerine insana daha önem verilen bir dünya dileğiyle... İyi okumalar.
BirlikteVivek Murthy · Kronik Kitap · 202170 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir süredir epey reklamcıyla işi yapıyoruz. Tanınan markalara ait şampuanlar, diş macunları, nemlendirici kremler, çamaşır tozları için reklam filmleri getiriyorlar, biz de görsel efekt numaraları çekip ürünler işe yarıyormuş gibi gösteriyoruz. Televizyon programlar ve müzik videolar için de bir şeyler yapıyoruz. Kadınların gözaltı torbalarını gizliyor, saçlarını, dişlerini parlatıyoruz, pop yıldızlarını, ünlü oyuncuları ince gösteriyoruz. Yüzdeki noktaları boyuyoruz, dişleri inci gibi dizip daha beyaz görünsünler diye renkleriyle oynuyoruz (çamaşır tozu reklamlarında yaptığımızın aynısını dişlere yapıyoruz), şampuan reklamlarında saçların kırıklarını düzeltip parlak gölgeler ekliyoruz. İnsanları ince göstermek için geliştirilmiş şekillendirme araçları var. Bu araçları bütün televizyon reklamlarında, bir sürü televizyon programında ve filmde kullanıyoruz. Ağırlık kadınlarda ama biçim verdiğimiz erkekler de azımsanmayacak sayıda. Amacımız seyircinin programları izlerken kendini yetersiz hissetmesi ve reklamlarda sunulan "çarelerin" tesirini gözünde büyütmesi. Bu iş sayesinde cebime yılda 100 bin dolar giriyor. Tom'a işini neden (mesela kötü değil de) tırışkadan buluyorsun diye sorunca, şu yanıtı verdi: Tom: Bence ya var olan bir ihtiyacı karşılarsın ya da kimsenin aklına gelmeyen ama herkesin yaşamını iyileştirecek, geliştirecek bir ürün, bir hizmet yaratırsın. Gerisi boş iş. İşlerin böyle yürüdüğü noktayı çoktan geçtik. Birçok sektörde arz talebi aştı, artık talep imal ediliyor. İşimin bir parçası talep oluşturmak, öteki parçası da ürünlerin yararını abartarak talebi karlamak. İstisnasız bütün reklamcılık dünyası çalışanlarının yaptığı bu. Ürünleri satmak için insanları bu ürünlere ihtiyacı olduğuna inandırmamız gerekiyor, yaptığımızın tırışkadan olmadığını
İnsanların hatıralarında yaşayacaksın" veya "Enerjin sonsuza dek dünyada kalacak gibi şeyler söyleyenler oluyor elbette. Bu türden fikirler iç rahatlatıcı olabilir, fakat bunların ölümsüzlükle eşdeğer olduğunu söyleyemeyiz. Bu elbette üzücü bir durum, fakat ilginç ve güzel bir yanı da var. İnsanlar fanilikleri üzerine düşününce, önceliklerini şaşırtıcı şekillerde değiştirirler genelde. Mesela rapçi Nas söyle diyor: "Hayat boktan, sonunda ölüp gidiyoruz, işte bu yüzden kafayı çekiyoruz / Çünkü ne zaman öleceğimizi hiç birimiz bilmiyoruz." Filozof ve psikolog Karl Jaspers, ebedi şeylerin deneyimlerine odaklanmamız gerektiğini söyler. Ortaçağa Hristiyanları, daha iyi birer ortaçağa Hıristiyanı olmamız gerektiğinden bahsederler (başka ne diyeceklerdi ki?). "73. Sone'sinde Shakespeare, daha iyi sevgililer olmamızı tembihler. Halihazırda ilişkisi olanlara yönelik bir flört servisi olan Ashley Madison da "Hayat kısa, arada kaçamak yapın" der. Tüm bu karakterler faniliklerine dayanarak birbirinden çok farklı sonuçlara ulaşıyor olsalar da ben çoğunun ortak bir noktası olduğunu düşünüyorum. Sanki hepsi de sonsuza kadar (ya da en azından normalden çok daha uzun) yaşayabilsek hissedebileceğimize benzer bir duyguya ulaşmaya çalışıyorlar. Çıkardıkları sonuçların doğru olup olmadığını bilmiyorum, fakat insanın kendi ölümü üzerine kafa yorması, en önemli değerlerinin su yüzüne çıkmasına yardımcı oluyor. Filozof Steven Luper'in de dediği gibi, "Ölümden korkmak, hayatı sevmenin diğer yüzüdür."
Tezgaha gelen bir ziyaretçiyle deneyim kabini hakkında konuşuyorduk. Size istediğiniz deneyimi yaşatabilecek bir makine olduğunu hayal edin. Mesela ünlü bir kemancı olmak istiyorsanız, makine size ünlü bir kemancının hayatını veriyor. Bu deneyimler gerçek değil elbette, bu yüzden hayatınız boyunca makinede kalmanız gerekiyor. Gerçek dünyadaki sorumluluklarınızı bir kenara bırakacak olursak, bu makineye girmek ister miydiniz? (Eğer girmem diyorsanız, o zaman mutluluk sadece iyi hissetmekten fazlası mıdır? Sohbet ettiğim ziyaretçi, neden makineye girmeyeceğine dair harika bir cevap verdi. Bizi mutlu eden şeyleri farklı farklı vesilelerle yeni şeyler deneyerek keşfederiz. Nelerin hoşumuza gittiğini bu şekilde keşfetmemiz gerekir .Fakat makineye girdiğinizde elinizde sadece o güne kadar keşfettiğiniz zevkleriniz vardır. Makine size sadece bunları verecekse, henüz keşfetmediğiniz sürpriz mutlulukları kaçırmış olmaz mısınız?
Mutluluk
“Atatürk, CHP’yi kastederek: “Paşam, bu partinin doktrini yok,” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz, demiştir. Mustafa Kemal, modern fen bilimlerinin genel bilim anlayışına ve felsefesine büyük ölçüde yirminci yüzyılda açık olarak soktuğu varsayım üretme-varsayımı gözlemle sınama-sınav ışığında eski varsayımı yanlışlayarak terk etme ve varsayım üretme-yeni varsayımı gözlemle sınama- ilh. Yöntemini hem kuramsal düşüncesiyle, hem de bizzat icraatıyla sosyal bilimlere taşımıştı. Bu yüzden, modern fen bilim öncesi “son gerçeğin” bulunabileceği ve bulunduğunun farkına varılabileceğini zanneden tüm dogmatik görüşlere –ki bunlara her türlü dinsel inançla birlikte marksizm ve nasyonal sosyalizm gibi yirminci yüzyılda çok etkili olmuş, hatta denilebilir ki bu yüzyıla damgasını vurmuş, doktrinler de dahildir- sırtını çevirmişti. O’nun görüşünün adını burada koymak istiyorum. Atatürk’ün bilim -hatta yaşam- felsefesi, A.Einstein’dan Jacques Monod’ya kadar uzanan yüzyılımızın bir sıra büyük fen bilimcisinin kendilerine yakıştırdıkları ve bütün zamanların en büyük bilim felsefecisi diye bilinen Sir Karl Popper tanımladığı şekilde eleştirel akılcılıktı. Popper’e göre bilim, kuramsal ifadeleri, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek bir düşünce sistemidir. Bir diğer deyişle, bilim, kainat hakkındaki iddaları, yapılabilecek gözlemlerle çelişebilecek türde olan düşünce faaliyetlerini kapsayan iştir. En basit değişiyle “İfadeleri gözlem gözlemle dayanılarak çürütebilen tüm uğraşlar”