Marry

Marry
@Parrhesiastess
Çöp dökmek yasaktır.
Fransız Edebiyatı’nın çarkına s...an adam...
9/10
·104 syf.·
2020 140. kitabı
“Ve nihayet Celine geldi...” Kitabın sonlarındaki bu cümleyle başlıyorum incelememe çünkü Celine geldi hoş geldi. Uzun süredir erteleye erteleye, “ha okudum ha okuyacağım” diye diye sonunda başladım ve bitirdim. Celine, başka bambaşka bir yazar. Klasik övgü sözlerini geride bırakıyorum yazar için ve başlıyorum. Eğer küfürlü kitaplardan hoşlanmıyorsanız ( benim gibi) bu kitabı okuyun. Çünkü Celine çok güzel saydırmış, ben takdir ettim çünkü haklı bir saydırma bu. Edebiyattan, sanata, bilime, sinemaya haklı eleştirilerde bulunmuş. Edebiyatın, bilmediğimiz çirkin yüzünü ortaya çıkarmış. Bu adam bir şey değil, birçok şey. Kitaba başlamadan önce okuduğum röportajdan bir kaç alıntı paylaşmak istiyorum müsaadenizle; “Beni ilgilendiren yazarlar üslup sahibi olan insanlar, bir üslupları yoksa ilgimi çekmezler. Yoksa her yerde hikaye var değil mi, sokaklarda, her yerde hikaye görüyorum. Karakollar dolu, mahkemeler dolu, hayatımız dolu, herkesin bir hikayesi vardır değil mi ya, bin türlü hikaye.” “Üslup nadir şeydir. Bir, iki ya da üç tane üslup sahibi yazar çıkar her kuşakta ama binlerce yazar vardır. Bunlar zavallı derbederlerdir, kanatları yoktur, cümlelerde sürünürler, başkalarının dediklerini tekrar eder dururlar ya da bir hikaye seçerler, şöyle iyi bir hikaye alırlar ele ve daha kötüsü ''bence'' falan derler, ilginç değil bu. Benim başıma özel bir şey geldi değil mi ya bir vakanüvis olmak için yazar olmayı bıraktım. O zaman postumu masaya serdim çünkü bir şeyi unutmayın en büyük esin meleği ölümdür değil mi? Eğer postunuzu masaya sermezseniz hiçbir şeyiniz yoktur. Karşılığını ödemek gerekir. Bedava yazan yazarlar var oysa karşılıksız olan bedava kokar.” Aykırı yazarları seviyorum. Celine’ de bu gruptan. Aslında “Gecenin Sonuna Yolculuk” kitabını okuduktan sonra bu kitabı
Edebiyat
Profesör Y ile KonuşmalarLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 2018505 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
10/10
·95 syf.·
2020 55. kitabı
Hangi zamandayım, geçmişte mi gelecekte mi? Zaman unsuru iç içe geçmiş eserleri daha çok seven biri olarak bu kitabı hiç araştırma yapmadan okumaya başladım. Uzun zamandır “Kör Baykuş” listemde olan ama popüleritesi biraz dinginleşince okuyayım diye ertelediğim bir eserdi. Sadık Hidayet; şimdiye dek hiç okumadığım bir yazardı. Kitabın ilk 30 sayfasını okuduktan sonra, Google’a “Sadık Hidayet kimdir?” yazarken buldum kendimi. Neden öncesinde veya kitap bittikten sonra bunu yapmadın diyeceksiniz belki. Çünkü kitabın içine girdiğimi hissettim. Okuduğum her cümle, kelime sanki beni yazmıştı. Sanki yaşadığım duyguları, hissettiklerimi Sadık Hidayet biliyor ve bunları dile getiriyormuşcasına okudum. Kelimeler zihnimi bir anda tutsak etmişti. Tüm duyguları aynı anda yaşadığımı hissettim. Anladığım kadarıyla kitap her okuyucuda farklı bir his uyandırmış. Bittikten sonra yapılan incelemeleri okuyunca bunu farketmem zor olmadı. Gelelim kitaba; Olaylar Nevruz’un 13’ünde gerçekleşiyor. Biliyoruz ki 13 uğursuz bir rakamdır. Zaten Nevruz’un 13’ü deyince, “Hah tamam kesin bir uğursuzluk olacak” diye okumaya devam ettim ve yanılmadım. Bana farklı gelen bir diğer unsurda; Rus edebiyatındaki karakter isimlerini sürekli, “bu kimdi, bu şimdi nereden çıktı, he tamam Natalia’ ya Nataşa diyormuş” gibi karakterlerden yorulan biri olarak, yazar burada karakterlerine isim dahi vermemiş. Karakterlere; dadı, hala, eşine kahpe, ihtiyar gibi lâkaplar takmış. Bu benim oldukça hoşuma gitti. Başlarda neden böyle bir anlatıma başvurduğunu merak ettim ve ikinci bölümde aslında o karakterlerin bir kişi olduğunu ve sürekli yer değiştirdiğini anladım. Hidayet’in şarap ve afyon tutkusu da eserde sürekli dile getirilmiş. Bu da bana Hayyam’dan etkilendiğini anımsattı. Aslında eseri okurken, biraz Kafka’nın
Edebiyat
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Her güzel iyi huylu, her çirkin kötü huylu mudur?
Puan vermedi·566 syf.·
2020 31. kitabı
Efsanevi Hugo klasiklerinden biriyle incelememe başlayacağım. Bu ay ve geçen ay Hugo okumaya karar vermiştim. Notre Dame’ın Kamburu da okuyacaklarım arasındaydı. Hugo sevdiğim romantik yazarlardan biri. Bütün romantikler gibi halk kültüründen oldukça bahsetmiş eserinde. Hugo klasikleri ne kadar sevmese de ben onları da seviyorum. Kitabın olay örgüsü adından da anlaşılacağı gibi; Notre Dame Katedrali’nde geçiyor. Paris’i bir bölüm olarak yer vermiş Hugo. Katedralin iç ve dış mimarisini oldukça iyi betimlemiş. Katedrali betimlemesinin de tabii ki bir nedeni var. 19.yüzyılda katedralin bakımsız olmasından dolayı yıkılması istenmiş, Hugo da halkın dikkatini buraya çekmek amaçlı bu eseri yazmış. Bu roman sayesinde de katedral yenilenmiş. Paris insanını ve Paris’i çok yerinde anlatmış olması beni etkileyen bölümlerdendi. Karakterler ise oldukça ilginç seçilmiş. Kambur, çirkin, sağır birini betimlerken gözümde canlanan bir canavardı sanki. Yüzbaşını yakışıklı, çekici, kendine güvenen biri olarak betimlemesi de iki zıt karakteri bize sunuyor. Çok güzel olan bir çingene ama ucube. Romandaki iç çatışmalar ise düşündürücü nitelikte; ucube- güzel, dindar-güzel, çirkin- iyi kalpli, güzel- kötü huylu... Kambur, iyiliği temsil ederken, rahip(dindar) ise kötülüğü temsil ediyor. Rahibin bakir kalması gerekirken, bir yozlaşma ile cenneti değil seninle cehennemi istiyorum demesi şeytani bir ruh taşıdığını gösteriyor. Bunu da aslında şu cümle ile anlıyoruz; “Bilginken, bilimi ayaklar altında çiğniyorum; asilken, adımı mahvediyorum; rahipken, dua kitabını bir kösnü yastığı yapıyorum. Ama yine de sen Esmeralda beni hala sevmiyorsun.” Burada rahibin Esmeralda’ya olan bağlılığı aşk mı yoksa sevgi mi yoksa bir saplantı mı? Benim fikrim saplantı yönünde; rahip eğer Esmeralda’ya aşık
Edebiyat
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
Puan vermedi·188 syf.·
2019 84. kitabı
Hamlet, Shakespeare’in en uzun oyunudur ve belki de en zorlu başrolünü içerir. Aynı zamanda popülerliğini en uzun süre koruyan trajedisidir. Oyun, Hamlet’in bir yemin etmesi ile başlıyor. Hamlet bu yeminle hemen harekete geçmiyor ve içinde bulunduğu kaygı, öfke, kin, intikam duygularını sonraki sahnelerde okuyucuya hissettiriyor. Bu olaylar sırasında Hamlet’in çok ince bir zekaya sahip olması benim dikkatimi çeken taraf oldu. Çünkü Hamlet çok iyi deli rolü yapıyor ve saraydaki herkesi buna inandırıyor. (Hamlet’in Opheliya’ya yapmış olduğu rol)Hamlet’in oyun boyunca acı çekmesi, içinde bulunduğu çıkmazdan biran önce kurtulma isteği, beni oyunun içine aldı. Tek istediği babasının intikamını almaktı ama buna da amcası tarafından engel olundu ve İngiltere’ye gönderildi. Kitabı okurken çoğu zaman “Hadi Hamlet bitir artık şunun işini” diyerek ilerledim ve kitabın son kısmına geldiğimde inanılmaz bir olayın içine sürüklenmiştim. Kraliçe Gertrude açısından baktığımızda ise, “ihanet” temasını görürüz. Kraliçe kocasının ölümünden sonra yas tutup ağlamak yerine, Claudius’un yaptığı aşk davetine karşılık vererek onunla evlenmiştir. Kocasının katiliyle aynı yatağı paylaşmış, kocasına ihanet etmiştir. Ayrıca annesini üvey babasından kıskanıyor olması da Oidipus Kompleksine örnek gösterilebilir. Her şeye rağmen Hamlet oyunu bir bireyin isyanından daha fazlasını dile getirir. Çağına uygun düşen bir görüşle “Varolmak ya da olmamak”.Ya amcasını öldürüp varolacak, özgürleşecektir ya da öldüremeyip varolamayacaktır. Bu, içinde yaşadığı çağın durumuyla da ilgilidir. Bu eser aynı zamanda tavsiye niteliğindedir. İyi okumalar
HamletWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202358,6bin okunma