“Ve nihayet Celine geldi...”
Kitabın sonlarındaki bu cümleyle başlıyorum incelememe çünkü Celine geldi hoş geldi. Uzun süredir erteleye erteleye, “ha okudum ha okuyacağım” diye diye sonunda başladım ve bitirdim. Celine, başka bambaşka bir yazar. Klasik övgü sözlerini geride bırakıyorum yazar için ve başlıyorum. Eğer küfürlü kitaplardan hoşlanmıyorsanız ( benim gibi) bu kitabı okuyun. Çünkü Celine çok güzel saydırmış, ben takdir ettim çünkü haklı bir saydırma bu. Edebiyattan, sanata, bilime, sinemaya haklı eleştirilerde bulunmuş. Edebiyatın, bilmediğimiz çirkin yüzünü ortaya çıkarmış. Bu adam bir şey değil, birçok şey. Kitaba başlamadan önce okuduğum röportajdan bir kaç alıntı paylaşmak istiyorum müsaadenizle;
“Beni ilgilendiren yazarlar üslup sahibi olan insanlar, bir üslupları yoksa ilgimi çekmezler. Yoksa her yerde hikaye var değil mi, sokaklarda, her yerde hikaye görüyorum. Karakollar dolu, mahkemeler dolu, hayatımız dolu, herkesin bir hikayesi vardır değil mi ya, bin türlü hikaye.”
“Üslup nadir şeydir. Bir, iki ya da üç tane üslup sahibi yazar çıkar her kuşakta ama binlerce yazar vardır. Bunlar zavallı derbederlerdir, kanatları yoktur, cümlelerde sürünürler, başkalarının dediklerini tekrar eder dururlar ya da bir hikaye seçerler, şöyle iyi bir hikaye alırlar ele ve daha kötüsü ''bence'' falan derler, ilginç değil bu. Benim başıma özel bir şey geldi değil mi ya bir vakanüvis olmak için yazar olmayı bıraktım. O zaman postumu masaya serdim çünkü bir şeyi unutmayın en büyük esin meleği ölümdür değil mi? Eğer postunuzu masaya sermezseniz hiçbir şeyiniz yoktur. Karşılığını ödemek gerekir. Bedava yazan yazarlar var oysa karşılıksız olan bedava kokar.”
Aykırı yazarları seviyorum. Celine’ de bu gruptan. Aslında “Gecenin Sonuna Yolculuk” kitabını okuduktan sonra bu kitabı