(...) Sonra da, aynayı yerine koyarken "Vay bre insanoğlu" diye kendi kendine söylendi, "Sen ne biçim yaratıksın böyle, bir gecede bin yaş kocuyor, bir günde bin yaş gençleşiyorsun."
Kertiş Ali Onbaşı her şeyi anlamış, öfkesi tepesine çıkmış, yüzbaşısına o da yüreği paralanarak acımıştı. Sevgi dolu gözlerle, onu tepeden tırnağa okşayarak süzdü. Az daha beklese, çocuklar gibi hüngür hüngür ağlayacaktı, dışarıya kendini dar attı. Ulan İnce Memed hakkın var oğlum, yerden göğe kadar hakkın var. Keşki ben de senin yanında olsam da şu ağaların soluğunu kessem de, her gün beş onunu... Sıktığı dişleri ağzında çatırdadı.
Başını önüne eğdi yüzbaşı, önündeki çay bardağı tütüyordu, uzun bir düşünceye daldı. Başını kaldırdığında gözleri bulanmış, yüzü allak bullaktı:
"Çok yalnızız Onbaşım çok" dedi. "Dört bir yanımızdan kuşatmışlar, her şey onlar, biz de... Bırak şu muhtarları da gitsinler... Demir çemberlerle sarmışlar her bir yanımızı, yalanla dolanla. Bunlarla nasıl başa çıkarız ki... Bırak o adamları. Üzülüyorum, kahroluyorum. Can pazarındayız Onbaşı, biliyor musun? Bırak o zavallıları gitsinler..."