Jack London & Martin Eden
Ahhh Martin diyorum...
Bir aşk insanı dönüştürebilir mi?
İnsan o dönüşümden razı olur mu zaman geçtikçe? Vardığımız nokta ne kadar emek harcarsak harcayalım bizi mutluluğa eriştirir mi?
"Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok." Düsturu hakikat olabilir mi?
Temelde bu soruların etrafında dönerek okudum romanı. Martin'in geçtigi sorgulama aşamalarından geçerek. Onun aradığı hayatının anlamıydı muhakkak. Daha doğrusu Jack London'un aradığı. Zira bu romanın yarı otobiyografik roman olduğu ifade edilmiş. Dili, akışı, kurgusu ve çevirisiyle beğendiğim romandan bazı alıntılar ve ufak yorumlarla sözlerimi bitirmek isterim.
*"İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu olduğu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o dar görüşlülük..."* Kibir ne kötü bir hastalıktır.
*"Ruth, eğer açlğı ve susuzluğu, sıcağı ve soğuğu hissediyorsa, aşkı da hissedebilir, yani bir adama âşık olabilirdi. Eh, Martin de bir adamdı. Neden o adam olmasındı? "İşleri iyi etmek benim elimde," diye hararetle mırıldandı. "O adam ben olacağım. Kendimi o adam haline getireceğim. Her şeyi iyi edeceğim."* Ne büyük bir yanılsamadır başkasının sizi görmek istediği konuma yükselince (bu her bakımdan olabilir) onun tarafından sevilecek olma düşüncesi. Martin ne yazık ki bu yanılsamaya düştü ve büyük bir hayalkırıklığı yaşadı.
*"Umursamaz çobanları pencereden gün ışığına ve ağaçlara bakarken zaman sürüsünün bütün dakikaları kayboldular"* ne hoş bir ifade. Kitabın en beğendiğim cümlesi bu oldu
*"Kitaplar yazılmıştı"* Martinin en büyük serzenişiydi bu cümle. Ünlü