Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için.
İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz.
Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini
Can Yayınları’nın "100 Kitap" Kısa Klasikler dizisini, bir okura hediye ediyoruz.
Katılım için
♥️Beğen
💌 Takip Et
🫂 Tekrar Paylaş
Emir Karavel Çekilişin kazananı. Tebrik ediyoruz.
(İletişime Geçildi)
ÇEKİLİŞE KATILDIĞI ŞEHİR: ANKARA
"#100 KISA KLASİK KİTAP HEDİYE (OCAK AYI-DEV ÇEKİLİŞ 2026)" Çekilişini düzenlememizde
"#bizimdekatkımızolsun" düsturu ile destek olan editör Güzide GÜL' e çok teşekkür ediyoruz.
Birbirinden değerli eserlerin, böylesi harika bir çalışma ile bir araya getiren Can Yayınlarına müteşekkiriz.
Yeni çekiliş için fikrini yorumlarda paylaşan okurlara ayrıyeten teşekkür ederiz. Tüm yorumları titizlikle değerlendirdik ve yeni çekilişi oluşturacak fikirler içerisine dahil ettik.
Ve en önemlisi tüm değerli 1000Kitap okurlarına, yeni yılın ilk Edebiyat Etkinliğimizde bizleri yalnız bırakmadıkları için çok teşekkür ediyoruz ❤️✨📚
Dünya Edebiyatı'ndan yüz kısa klasik kitap... Yeni yıla çok güzel, çok değerli bir edebiyat etkinliği ile başlamak istedik. Tüm yılın edebiyatla geçmesi için, edebiyatın hayatın her alanında olması için "#bizimdekatkımızolsun" düsturu ile böylesi şahane bir çalışmaya edebiyat etkinliğimizde yer vermek istedik.
Şubat ayı Edebiyat Etkinliğinin nasıl olacağını "1000Kitap Üyeleri BELİRLESİN" diyoruz ve okurların fikirlerini yorumlarda paylaşmasını rica ediyoruz.
Çekiliş, 31 Ocak 23:00' a kadar devam edecektir.
Sonuçlar, 1 Şubat 19:00' da açıklanacaktır.
"2025 Yılı Edebiyat Etkinliklerimiz"
1.) #285357754
Bu kitabı okumaya ,dinlediğim bir podcast sonrasında karar vermiştim ve bitirdiğimde de yıllardır düzenli yürüyüş yapan biri olarak bu kitaba ne kadar geç kaldığımı düşündüm.Hatta bir gün aldım yanıma kamp sandalyemi ,bilhassa düzenli yürüyüş yaptığım lokasyonda, yürüyüşümü tamamladıktan sonra oturup 2 saate yakın okuma yaptım. Çünkü bence zaten bu kitap- en azından belli bir kısmı- açık havada okunmayı hak ediyordu .Bana kalırsa kitabın adı Yürümenin Felsefesi’nden ziyade “Sanatı” olmalıydı. Çünkü sayfaları çevirdikçe , paragrafların, cümlelerin rayihası bende bir kitap okuyor olmaktan ziyade sanat eseri inceliyor hissi uyandırdı.Gerek Nietzsche ‘nin gerek Thoreau’nun gerek tahta bacaklı Rimbaud’un gerekse Rousseau’nun ve diğerlerinin yaptığı yürümek filan değildi, başka bişeydi bu, bir ayak diğerinin önünde iki bacak üzerinde ilerleme şeklinde tanımlayıp geçemezdik bunu.
Nietzsche ‘nin de “ sadece elimizle yazarız evet, ama “sadece ayağımızla “ iyi yazarız” dediği gibi, ayaklarıyla yazan adamların deneyimlerine, gözlemlerine, farkındalıklarına , ilhamlarına , çıkarımlarına ,kilometrelerce yol yürümelerine rağmen kara sular inmeyen ayaklarına yakinen şahit oldum ben bu kitapta ve dedim ki İlkay sen bunca zamandır yürümüyormuş sadece yürüdüğünü zannediyormuşsun :)))
Şimdi de yürüyorum mesela, ama artık bir başka yürüyorum .
Bişiy diyim mi ;
Bu kitabı kesinlikle okuyun ! Gerçekten okuyun! N’olur okuyun !… Asla pişman olmayacaksınız, aksine size çok iyi gelecek.
Ha bir de Yürüyün :)
Yeşil ormanda sırtınızdan ter fışkırırken göz çukurlarınıza da mutluluk gözyaşları dolacağının garantisini veriyorum size …
Hadi ne duruyorsunuz atın sepete, keyifli okumalar herkese…
“Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil”
Nef'î
Kendi içinde bir serüven yaşayıp fildişi kulelerde romanını tamamlamak yerine tebdil-i kıyafetle hayatın içine karışıp gözlemler yapan ve bunu romanlarına yansıtan bir yazar olan Kaan Murat Yanık'ın, Butimar'daki psikiyatr karakterini kafasında kurgularken, aynı romanda geçtiği gibi kendisinin de çarşaf giyip İstanbul’un Bebek semtinde dolaşması, sosyetik cafelere, yoga merkezlerine girip çıkması ve aldığı tepkilerin yazdıklarını ve hikâyesini şekillendirmesi gibi; bu sefer de kadın psikolojisini tam manasıyla idrak edebilmek için, Uzakların Şarkısı romanı üstünde çalıştığı iki yılı aşkın süre zarfında 690 kadınla röportaj yapmış.
Kaan Murat Yanık, kitabın psikopat Kakadu cinsi papağanı Zencefil ile uzaklara yaptığı bir seyahat esnasında tanışır; aynı romandaki Gülbadem karakteri gibi onun da deli, bembeyaz ama çok zeki bir papağanla dostluk kurması pek kolay olmaz. Onu romanının başkahramanı yapma kararı sonrası birlikte uzun bir mesai süreci geçirir ve maceralar yaşar. Zencefil, onun için muzip bir kuş veya roman karakteri olmaktan öte, gerçek bir dostudur, artık…
i.imgyukle.com/2020/05/09/rKix...
Kaan Murat Yanık, Uzakların Şarkısı’nın ilk bölümünü Kars’ta, -37 dereceyi gören bir havada yazmaya başlar, roman kahramanları bilincinin diplerinde uyuklayarak onu beklemektedir, zaten. İçlerinden birinin suretine bürünüp kar altında saatlerce yürür, Kars’ın ücra ilçelerinde, köylerinde gezinir. Sıcak ve dumanlı kahvehanelerinde pinekleyip, mütevazı bakkallarıyla, neşeli müzisyenleriyle ahbap olur.
Sonrasında, aylar süren Kars macerasının ardından İstanbul’a döner ve
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Everest Yayınları · 20174,796 okunma