Hayata temas ettiği her an canı yanıyor, o acıyla hemen geri çekiyordu kendisini. Kabus gibi üzerine geliyordu hayat inatla. Ufak bir ses, hava, güneş ışığı, rüzgâr; hayatın nefesi daha tenine değer değmez tuzla buz oluyordu tüm bedeni. Hayat bu bedeni hırpalıyor, lime lime ediyor, kullanılmaz hale getiriyordu. Kim bir söz etse inciniyordu. Kendisine dönüyordu.
Yatay hayat, hayatın sadece satıhta kalan kısmı. Yatay hayat tek başına çok yüzeysel. Sınırlarını bilemesem de hayatın tamamı bundan çok daha fazlası olmalı. Bizi bulunduğumuz anını derinine götürecek bir dikey hayat olmadan yaşanılan hayat, yaşamaya değer mi?