Kıvılcım Y.

"Taşların hareket ettiği ve ağaçların konuştuğu vakidir."
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2019 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2019 17:03
Yaşamın önemli oluşumlarından biri olan bitkilerin dilini bir doğasever olarak şu ana kadar öğrenememiş olmayı kendimde eksiklik olarak görüyordum. Tanımlarını ve cümlelerini, biyolojiyle hiç ilgisi olmayan bir insanın rahatlıkla anlayabileceği şekilde bilimsellikle doldurarak sunan Daniel Chamovitz bu eseriyle güzel bir iş çıkararak benim bu eksiliği gidermeme fazlasıyla yardımcı oldu. Yazar önsözünde bize bu kitapla ne vermek istediğini gayet net bir şekilde belirtiyor. Kapsamlı ve bütünlüklü bir çalışma olmadığını dile getirdiği kitabında insan duyularının işlevleriyle bitkilerinkini karşılaştırarak her iki canlının algılarının nasıl işlediğini sunuyor. Kitapta tahmin edileceği üzere biyolojik terimler oldukça mevcut, bu önce biraz göz korkutsa da, karmaşık gelebilecek cümlelerin ve kelimelerin ardından gelen açıklayıcı ifadeler kitaptan kopmamanıza yardımcı oluyor fazlasıyla. Görme, koklama, hissetme, duyma, konumlarına göre bildikleri ve hatırlama şeklinde bölümlere ayırarak teker teker işleyen yazarın amacı biyologları değil, biyolojik varlıklar olarak birbirimize bağlı olduğumuz bitkileri öğrenmek isteyen bizleri aydınlatmaya yardımcı olmak. Bu başlıklardaki görme, duyma gibi duyuların algılanma şekli ise bitkilerde insanlar tarafından kullanılan terminolojiden çok daha farklı elbette. Bu duyulardaki sistemin öncelikle insanlarda ardından bitkilerde nasıl işlediğini anlatarak çok daha anlaşılır bir hale getirmiş olması bakımından yazarı başarılı bulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Başta Charles Darwin olmak üzere çeşitli araştırmacıların bitki biyolojisiyle ilgili bulgularının ağırlığını taşıyan kitap çok sayıda bilimsel buluşları ve ilginç sayılabilecek bitkilerin konuyla ilgili çeşitli örnekleriyle daha keyifli bir hal almış. Araştırma, makale, konuyla
Bilim
Bitkilerin BildikleriDaniel Chamovitz · Metis Yayıncılık · 20211,112 okunma
Reklam
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2019 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2019 15:05
Cennet ile Cehennemin Evliliği, imgelemi ön planda tutan bir şairin gözünden farklı bir dünyaya aralanan kapı, bayatlamış ve kalıplaşmış inançlara bir başkaldırı. Birçok şairin aksine şeytanı Tanrı'dan ayırmayan, insan bedenini ve ruhunu da Tanrıyla bütünleştiren, kutsal buyruklara eleştirel bir bakış açısı sunan İngiliz ressam ve şair Blake, panteist duygularını şiir ve çizimlerine yediriyor, kişileştirilmiş Tanrı kavramına karşı çıkarak bütünselliği sembollerle vurguluyor bu eserinde. Özdeyişlerindeyse mizahi bir dil kullanıyor. Aynı zamanda radi­kal görüşleriyle de bilinen İngiliz Romantik Okulu’nun hazırlayıcılarından ol­an Blake, sembolizmi kullanarak toplum eleştirisiyle beraber Avrupa'daki devrimi kucaklamadan geçmiyor. Gelenekselcilik ve kısıtlayıcılığın karşısında durarak hayalgücüyle bir evren yaratıyor kendine. Bu evrende düşünce kalıplarına yer yok. Bunu da en açık şekilde şöyle ifade ediyor: "Zincirler, enerjiye direnme gücüne sahip olan zayıf ve ehlileşmiş zihinlerin kurnazlığıdır." Meleğin şeytandan, insanın Tanrı'dan, Tanrı'nın doğadan ayırılmadığı şiirsel bir evrende eşitlik sağlayan şair, yarattığı mitolojide karşıtlığın gerçek dostluğunu vurgulayarak ilan etti kutsal birliği. Ve böylece sonsuza dek birlikte ve mutlu yaşadı, aklı temsil eden melek ve hayalgücünü temsil eden şeytan. Devrimi var, prangaları yok etti sanatçı. Hakikatin şairlerden geldiğine beni bir kez daha inandırdı. *Blake'in çizimleriyle beraber sunularak resim ve şiirin iç içe geçtiği bu kitabın ruhuna yakışan, okurken şiddetle tavsiye ettiğim bir duyumsal doyum için: youtu.be/_ioc6sdgugo
Cennet ile Cehennemin EvliliğiWilliam Blake · Ayrıntı Yayınları · 20221,744 okunma
9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2018 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2018 23:08
Çador, İran'da kadınlar tarafından giyilen çarşaf. Farsça, çadar ya da çadur. Çadırı anımsatan bu kumaşların kafesli şekli ise burka. Her birinin birleştiği anlam ise yokluk. Kapkaranlık bir yokluk. Yıllar önce ülkesini terk eden Akhbar'ın, memleket ve aile özlemiyle geri dönmesiyle başlıyor sürgün içinde sürgün hikayesi. Yeni yaşam umudunun eski hatıralarıyla birlikte paramparça oluşu yepyeni bir bakış açısı kazandırıyor ona. Savaştan parçalanmış ülkesi sahip olduğu hatıraları tüm tanıdıklarını ve insanların suretlerini yavaş yavaş silip götürürken, yasakların içinde yokluğu, yokluğun içinde hayallerin varlığını görüyor. Kendi hayatlarından varlıkları bile sürgün edilmiş kadınların bedenlerinin yok sayılmışlıklarını hem kendi gözlerinden hem bir burkanın içinden görüyor Akhbar. Korkunun hüküm sürdüğü toprakların bir hapis hayatını andıran ülkesinde volta atarken kumaş çadırlarda yaşamaya hapsedilmiş kadınların tek hücreli bölmeleri, yerlisiyken yabancısı olduğu toprakta hem kefen hem özgürlük simgesi oluyor onun için. Burkaların altında kaybolan kadınlar, hasretini çektiği anne, kardeş ve sevgili boşluğuna eş değer olmaya başlarken aynı zamanda kendi yurdunda yaşadığı yabancılıktan sıyrılması için tek kaçış yolu oluyor hayaller ise takip edebileceği tek yol. Akhbar'ın yaşadıklarına ve gördüklerine inanmak, kendi varlığını doğrulamak için boynundaki muskaya ya da cebindeki kumgülüne dokunması, hatırlayamadığı eski masaldan birkaç sihirli kelimeyi hatırlasa yaşadığı andan gerçek dünyaya geri döneceği düşüncesi bana İnception filmini anımsattı. İstediğin anda düşlediğin hayata geçip bir objenin ya da bir sözcüğün gücüyle yaşadığın hayatı hissedebilmek. Kaybolduğun noktada hep yeni bir başlangıç umuduyla yaşamak… Muazzam bir dili var Murathan Mungan'ın. Akıcı ve içten.
Edebiyat
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
8/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2018 14. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2018 18:18
Namıdiğer İncelikli Hayta. Yıllardan 2011, Youtube’da dolaşırken denk gelmiştim kendisine. Tarzının farklılığı ve sempatik hareketleriyle uyumlu olan “Şaşkın” şarkısı ile tanışmıştım önce sonra tüm videolarını izlerken bulmuştum kendimi. Garipsediğim müzik tarzı sonradan alışkanlık haline dönüştü ve ardından takip etmeye başladım bu çılgın çocuğun neler yaptığını. Şarkı sözlerinin çoğunu kendisinin yazması ve edebiyatla yakından ilgileniyor olması etkiledi önce beni ve tabi ki İzmirli olması bonusu oldu. Radyo, televizyon ve müzik alanlarının ardından resme olan ilgisiyle ön plana çıktı Can Bonomo –sonradan resim sergisi açmıştır- Kendi yaptığı orijinal çizimleri uzun bir süre hayranlıkla takip ettim. O dönemler takip ettiğim Ot Dergisinde şiirleri yayınlanmaya başladı sonrasında. Ve en sonunda kendisine ve yaptığı işlere duyduğum yoğun hayranlıktan dolayı şiir kitabının çıkacağını öğrendiğimde ön siparişle alanlar arasında buldum kendimi, yıllardan 2013. Dergide parça halinde yayınlanan şiirlerinin tamamını kitabında okumadan önce beklentimi minimum düzeyde tutmaya kararlıydım ilk elime aldığımda. Okurken boşuna düzeyi aşağıya çektiğimi anladım. Örnek aldığı isimlerle birlikte bu alanda da kendine sıra dışı bir tarz yarattığı apaçık ortadaydı. Yıllardan sonra ikinci okuyuşumda, kendini sürekli yenilemeyi seven bu çocuğun şiirleri yeni bir tat olarak karşıma çıktı. Can Bonomo’yu o dönemler yakından takip ettiğim için ailesinin onu sanat aşkıyla büyüttüğünü elbet biliyordum. Bunu ön sözünde şu şekilde dile getiriyor: “Hayatımın en anlamlı derslerinden birini annemin beni küçük yaşta tanıştırdığı şairlerden aldım. Tabiatın koruduğu ya da dünyanın bizden sakladığı her şeyi, doğru harfleri yan yana koyarak tekrar tekrar keşfetmek mümkündü. Yazmaya bunun heyecanı ve
Televizyon
Delirmek BelirmektirCan Bonomo · Esen Kitap · 2013581 okunma
9/10
·169 syf.··
Beğendi
·
2018 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2018 20:34
İlhami Algör'ün kitapları tatlı ekşi mayhoş bir tat bırakıyor üzerimde. Elinde tuttuğu zıt kavramları bir arada başarıyla kullanıyor oluşundan olsa gerek, ilk sayfalarından itibaren kurduğu cümlelerle insanı yakasından tutup kitabın içine atmayı başarıyor. Onun kitabının içinde olduğunu anlamak hiçte zor değil. Kendini bariz bir şekilde belli eden anahtar sayılabilecek ipuçları mevcut mesela. Sayfaların içi dalgalarla ıslanmışsa, kulağınızda vapurun tok kalkış sesine karışmış martı sesleri yankılanıyorsa, rıhtıma bakarken hayali karakterlerle birlikte bir yolculuğa çıkartıyorsa sizi veya İstanbul'u dolaşıyorsanız karış karış hem amaçsızca hem de kafasının üzerinde binlerce soru işareti bulunan kimliksiz bir karakterle beraber; akşam vakti gelip çattığında iyot kokan sayfalara balık ve anason kokusu ekleniyorsa, iç sesiyle girdiği keyifli diyaloglarla cümlelerin başını unutturuyorsa ve bir “neyse” çekiyorsa tüm söylediklerine, bilin ki İlhami Algör'le birliktesiniz. Çoğunluğun aksine ben, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'dan daha çok sevdim bu kitabını. Belki ikinci kitabında diline alıştığım, belki de hayatımda kısa süre içinde yer bulmuş devamını bilmediğim bir hikayenin, bağımlılık yaratabilecek etkide bir muhabbetin devamı niteliğinde olduğunu hissettiğim içindir. Bu kısım tamamen kişisel. Aynı zamanda mizahında kullandığı argodan rahatsız olmadığım nadir insanlardan biri olduğunu fark ettim İlhami Algör'ün. Tabi bu açıdan da kişisel. Peki kitap bitince ne mi kalıyor elde? Cevaplanamayan soruları içinde barındıran bir soru çanağı ve onlara verdiği gülümseten cevapları. Ardında bıraktığı dalga izlerini seyre dalan cızırtılı nostaljik bir pikap eşliğinde...* *youtu.be/Q6WlhJtiz78
Edebiyat
İkircikli Biricikİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 20151,083 okunma
Reklam