"Uçurumun karşılıklı iki yakasından, aynı anda, atlamak; dibi boylarken de, ortada, bir kısa an, el ele tutuşmak…
Kim bilir, belki de her ilişki, zaten, böyledir..."
Böyle midir?
Değil midir?
Ne şekilde tanımlanır bir ilişki ya da tanımlanabilir mi? Bir çerçeve içine koyulup karşısına geçerek bu işin olayı budur, izleyin, görün, feyzalın ya da aynısını uygulayın/uygulamayın denilebilir mi? Büyük bir ihtimal denilemez ama bazı temel kurallarının olduğu da su götürmez bir gerçek bunu kabul etmek gerek. Mutlaka ortak yanları var ilişkilerin yoksa hepimiz aynı şarkılarda benzer hislerle o dalıp gitmeleri yaşayamazdık değil mi?
Kitap bana göre, tam anlamıyla, yolda yürürken, metroda giderken, otobüs beklerken ya da dalıp gitmişken insanın kafasının içinde beliren monologlarından oluşuyor (belki de sadece benim için geçerli bir durumdur bilemiyorum). Felsefeyle ilgilenen birinin, sıradan sayılabilecek cümleleri normal bir insana göre ne kadar irdeleyebileceğini, o kelime denizinin içinden ne kadar anlam çıkarabileceğini az çok tahmin edebilir haldeyken bu kitapta tam anlamıyla görebilir hale geldim. İlişkiyi oluşturan; aşk, sevgi, tutku, kıymet verme, güven gibi kapsamlı konuları felsefik açıdan ele alırken bir açıdan tümevarım mantığı kullanıyor aslında Oruç Aruoba. İkili ilişkilerin yeterince zorlu bir nefes alışverişi varken bir de işin içine felsefik açıdan yaklaşan bir insan dahil olduğunda iyice çetrefilli bir hale gelmiş gibi görünüyor olabilir başta. Oruç Aruoba’nın dili ilk seferde biraz karışık da gelebilir, hatta kitabı açıp okumaya başladığınızda “Allah aşkına sen ne diyorsun Aruoba?” tepkisini bile gösterebilirsiniz, çok normal. Ama onun cümlelerini, tıpkı düşünce yapısında olduğu gibi, ince işlenmiş bir halde ele almak gerekiyor kanımca. Tarzının garipsenme