Patakute

Patakute
@Pattakutte
Felsefe Bıkkını. Neyse o! Hazzı mukabili, cahiliye gömü hizmeti.
Özgür İrade, Şirk vs
Bora Kasap Son Vahye göre, yaşam bir sınavdır, özgür irademiz vardır ve sonuç bizim seçimlerimize bağlıdır. Şeytan ve ortakları kollektif şti ise sınırlı yetileriyle bahsettiklerinizin tam tersini üfürmekle iştigaldedir. Son Vahye göre Şirk; kader, irade gibi önüne gelene koşulan birşey olmayıp sadece Yaratıcı'ya göredir. Şöyle ki; Yaratıcının aklı örten maddeler yasağına Hayyam gibi yaklaşmak, vaz ettiği dine Marx gibi bakmak, Vahye rağmen iyi-kötü tanımlarını Niçe'den almak şirktir. Yaratıcının özellikle itaat istediği sadece bir avuç kuralı, heva-hevesimizi ilah edinerek değiştirmek, yokmuşlarcasına tercihlerde bulunmak şirktir. Seçiminde dahli olmadan sahip oldukları (cinsiyeti, ırkı, fiziki özellikleri vb ) insanın based kaderidir. Onun advanced kaderi ise elindekine, eti-buduna göre seçmektir. Rpg oynamıyoruz ama game dev. olduğunuzdan hareketle; charı seçemiyoruz. Karakter ekranı sadece kozmetik değişikliklere olanak tanıyor. Char ımız Elf ise bir ok ile xp kasıp, dext.e abanarak yol alabiliriz. Bu kadar basit. Yaratıcı, şu karmaşık hayatın kullanım kılavuzu son Vahiyle kriterlerleri, kuralları belirlemiş, ödül-ceza sistemini koymuş, sınavı başlatmıştır. Sınav süresince, Vahiy'den "kopya" serbest değil şart, Vahiy sahibinden yardım istemek de şart. Seçimlerimize göre akıbet, ekim-bakıma göre hasat kendi kazanımımız. Üstelik, sınavı yapan; zaferle değil, sadece seferle-gayretle sorumlu tutan bir Yaratıcı. O ki sonsuz merhamet sahibi, çok affedici, cezalandırmada acele etmeyen, fazlasıyla ödüllendiren, sıratı mustakim üzere olan (Hud 56) yani vaadinden caymayan, ne diyorsa o olan... Yaratıcının neleri seçeceğimizi, akıbetimizi bilmesinin, bunları murad ettiği anlamına gelmediğini ve yine Yaratıcının, yasakladığı hiçbir şeye bizi mecbur etmediğini de not
Din

Bora Kasap

@neutrinora
·
Yaşamın bir sınav olduğuna, burada özgür irademiz olduğuna ve sınavın sonucunu değiştirebileceğimize inanmamız, tam da şeytanın pazarlayacağı türden bir "kadere ve tanrının mutlak iradesine" şirk koşturma aldatmacası değil midir oysa...
Duygu ve Düşünce
Bora Kasap isimli okura yanıt verildi
Patakute
Son cümlenizdeki varsayımınız üzereyiz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kaybetmek, çoğu zaman bir sonuçtan ziyade bir süreçtir. İnsan, yalnızca sona ulaştığında değil, yol boyunca da kaybedebilir: bir inancı, bir umudu, bir yoldaşı... Ancak bu kayıplar çoğu zaman sessizdir; ne bir ağıtla yankılanır ne de tarihin kayıtlarına geçer. Kaybeden, çoğu kez sadece kendi iç sesiyle baş başadır. Toplum, kazananı kutsar; onun hataları bile başarı öyküsüne dahil edilir. Oysa kaybedenin doğruları bile şüpheyle karşılanır. Bu yüzden kaybetmek yalnızlaştırır; hem görünürde hem de anlamda. Ama belki de asıl yanılgı, kazanmakla kaybetmenin birbirinden bu kadar uzak kavramlar olduğuna inanmaktır. Zira bazı zaferler, insanı kendi hakikatinden koparırken; bazı mağlubiyetler, insanı kendine yaklaştırır. Kaybetmenin politikası, toplumsal belleğin kıyısında birikmiş, adı konmamış hikâyelerde saklıdır. Her susturulan ses, her görmezden gelinen yaşam, bu politikanın sessiz cümleleridir. Ve belki de en büyük kayıp, bu cümlelerin hiç yazılmaması olur. Radikal kaybeden, sistemin dışında değildir sadece; sistemin anlamını da reddeder. Onun için kaybetmek bir sonuç değil, bir pozisyondur artık. Ne kazananı taklit eder ne de kurbanın merhametine sığınır. Kendisini görünmez kılan, yalıtılmışlığının içinde bir tür özgürlüktür de aynı zamanda. Toplumun sunduğu rolleri, kimlikleri, hikâyeleri elinin tersiyle iter; çünkü hepsi, onun gözünde, bir sahne dekorundan ibarettir. Bu nedenle radikal kaybeden tehlikelidir: Tanınamaz, öngörülemez, hatta tanımlanamazdır. Onun isyanı, bir sloganın arkasına saklanmaz; sessizdir ama kalıcıdır. Geri çekilişi, bir yenilgi değil, stratejik bir bekleyiştir. Kaybedenlerin çoğu unutulurken, o unutulmayı seçer. Modern dünya, bu tür bir kaybedeni ne analiz edebilir ne de sindirebilir. Çünkü istatistikler onun yalnızlığını
Patakute
Bu metinle nereye varmak istediğinizi sormadan önce okuyana birşeyler verebilme umudunuz var mıydı bilmek isteriz.
Senden şefaat isterim Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, Nuru Muhammedi, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir Bediüzzaman Dünyada pek çok olay vardır Bazı olaylar ebedi iz bırakır Bazı olayların daima izi kalır Her olayın bir anlamı vardır Kâinatta en büyük hâdise, Peygamberimizin dünyaya geldiği gece Efendimiz ilahi nizam getirdi aleme Onun nuru ile kavuştuk tüm berekete Hiç şüphe yok ki, Kâinatın Efendisi Onun doğumu dünyanın en güzel hediyesi Odur Yüce Allahın rahmet nişanesi Selam sana Ey Allahın habibi ve sevgilisi Şu gördüğün Alem büyük bir kitaptır Deki Kainat kitabının yazarı Cenabı Haktır Nuru Muhammedi en güzel armağandır Her sözü Kuraanın yansımasıdır Sen olmasaydın Ey habibim Kainatı yaratmazdım dedi o Yüce Rabbim Nefsani derki ona iman edelim Ey büyük insan senden şefaat isterim
Şiir
Patakute
"Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım (Levlake)" sözde rivayeti, üzerinde ihtilaf bulunmayan bir uydurmadır. Nuru Muhammedi, iftirası Mecusilikten vd alınma bir başka Tasavvuf dini hadsizliğidir. Allah Rasulunu adeta yardımcı ilah atama girişimidir. Şefaatin tamamı Yaradan'a aittir (Zümer 44). O'ndan başkasından şefaat istemek hem bidat hem şirktir. Hz.Peygamber'in şefaati Yaradan'ın bildirdiği ve razı oldukları kişileredir. Son Vahiy'de hiçbir yerde "habibim" yoktur. Rabbimiz böyle bir hitapta bulunmamıştır. Yaradan'ın bildirdiği dine göre, alıntıladığınız metin, güzergahı ateş olan Tasavvuf treni tek yönlü biletidir.